MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Muhafazakâr bir partiden değişimin mimarlığını bekliyoruz...

Kimin hangi siyasi partiyi tuttuğunu ya da hangi siyasi lideri diğerlerine oranla daha fazla beğendiğini anlamak zor değildir.
Aslında bir çocuğun annesini mi yoksa babasını mı daha fazla sevdiğini bile, bu çocuk böyle kritik bir konudaki duygularını belli etmemeye çalışsa da, anlayabilirsiniz.
Böyle bir sahneye tanık olmuştum yıllar önce.
5-6 yaşlarındaki çok sevimli bir kız çocuğunu karşılarına alan anne ve baba "Hangimizi daha çok seviyorsun?" sorusunu yöneltmişlerdi ona.
Çocuk şöyle bir düşündü... Sonra annesine döndü,
-Anneciğim doğruyu söylersem bana kızmazsın değil mi, dedi.
Demokratik siyasette ise partilere karşı en tarafsız ve en adil davranmaya çalışan insanların bile, nihai değerlendirmede bir partiyi tutmaları kaçınılmazdır.
Bu tutulan partinin o insanın bütün beklentilerini karşılamasını gerektirmez.

Siyasi yelpaze buharlaştı

Bazen diğer siyasi partiler öylesine yetersiz ve ufuksuz olurlar ki, normal durumda tutmanızın mümkün olmadığı bir partiye destek verebilirsiniz.
Ya da bir parti iktidara geldiği zaman kendisinden hiç beklenmeyen icraatı gerçekleştirir ki sonuçta partisiz seçmenlerin de oyları ile, o parti yeniden seçim kazanabilir.
Klasik sağ ve sol siyasi yelpazenin buharlaştığı bu dönemde, kimseden eski tarz taraflılık beklememeliyiz.
Kişilerin sahip oldukları siyasi ideolojinin gerekleri uyarınca, sözde o ideolojiye karşı görünen partileri eleştirmelerini beklemek de fazla akılcı olmaz.
Bu söylediklerimi somuta indirgersem, mesela bir liberalin veya bir sosyalistin muhafazakâr olduğunu açıklayan bir iktidar partisini yerden yere vurmasını bekleyenler, sadece beklerler.

Eleştirilerin ölçülü dozu
Çünkü böyle bir tutum için siyaset arenasında gerçekten liberal veya gerçekten sosyalist partilerin bulunması gerekir.
Eğer değişimin gereklerine uymaya çalışan, ülkeyi ve toplumu daha özgürlükçü, daha sivil, daha uzlaşmacı bir dünyaya taşımaya çalışan bir muhafazakâr parti iktidardaysa ve muhalefet partileri kökten devletçilikle faşizm arasında yalpalıyorlarsa, burada çok fazla hareket edecek düşünce ve eleştiri alanınız yoktur.
Partili ve taraf olmasanız ve hatta o muhafazakâr iktidar partisinin bazı söylemleri sizi rahatsız etse bile, o partinin alternatiflerini düşünerek, eleştirilerinizin dozunu ölçülü tutarsınız.
Kanımca son dönem Türk siyasetinin dramatik ikilemini bu tablo içinde değerlendirebiliriz.

Statüko muhafızlığı

Askeri demokrasiye son vermeyi ve siyaset üzerindeki devletçi vesayeti kaldırma misyonunu, şu anda "Muhafazakâr" AK Parti üstlenmiş durumda.
Buna karşı kendisini sosyal demokrat olarak sunan CHP, söylemleri ile statükonun muhafızı rolünde.
Bu ortamda AK Parti lideri Erdoğan "Şarap içeceğinize üzüm yiyin" benzeri sözler söylediği zaman bile "Keşke böyle şeyler söylemese" demekten öteye gitmiyorsunuz.
Çünkü eski tarz siyasetin kalıntıları olan "Taraflılar" 20'nci yüzyılda bile geri sayılan söylemlerle, o dönemin hastalıklı ve ön yargılarla dolu kamplaşmasını 21'inci yüzyılda da sahnelemeye çalışıyorlar.
Yani çok kolay değil Türk siyasetinde topyekün doğru olanı bulmak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.