Sokrates bir gün öğrencisi Sofokles'e şöyle demiş:
- Öğrenciler birazdan derse girecek, kaç kişi olduğunu say, bana bildir.
Sofokles kapıya dikilmiş ve başlamış içeriye girenleri saymaya.
Aradan bir süre geçtikten sonra,
Sokrates sormuş:
- Kaç kişi var?
Sofokles:
Sadece bir kişi!
Sokrates, "Nasıl olur!" demiş hayretle, "Ama ben içeriye birçok kişinin girdiğini gördüm..."
Gülmüş ve başlamış anlatmaya Sofokles:

- Evet, ben de gördüm bu sınıfa birçok kişinin girdiğini ama onlar içeri girerken kapının önünde bir taş duruyordu. Ve onlardan hiçbiri, gördüğü halde o taşı kaldırıp yan tarafa koymadı. Fakat en son giren öğrenciniz Platon, taşı görür görmez onu aldı, kaldırıp bir kenara koydu. Onun için orada, sınıfta sadece bir adam var aslında...

***

Sokrates'in öyküsünü dinlerken Filistin geçti aklımdan.
Gazze'deki dramı düşündüm.
Kimsenin görmediği,
Ya da görmezden geldiği acıları…
Duymadık,
Görmedik,
Bilmiyoruz!
Hayır.
Duyuyor,
Görüyor ve biliyorsunuz.

***

Televizyonlar saat başı
İsrail uçaklarının attığı bombaları gösteriyor.
Görüntüler korkunç.
Yangınlar, yıkılan binalar, yerle bir edilen evler…
O harabelerden çıkarılan cesetler...

***

Ama henüz okumadık!
Okudunuz onlarca haberi,
Yüzlerce makaleyi.
Ve gördünüz gazetelerin birinci sayfasında,
Kucağında bebeğinin cansız bedenini taşıyan babaların acılı görüntüsünü...
Ellerini semaya açıp ağıt yakan annelerin çaresizliğini,
İntikam yemini etmekten başka elinden bir şey gelmeyen gençleri...
"Durdurun bu acıyı" diyor büyük puntolarla ağıt yakan haberler, Hâlâ acımıyor mu içiniz?
İşiten kulaklara sesleniyor radyolar:
"İsrail topçusunun ateşi sırasında dün 28 Filistinli daha..."

***

Yıkım, acı, öfke ve ölüm...
Muhabirleri de hedef alıyor Ortadoğu'yu kana bulayan cellatlar.
Tek suçu haber vermek olanlar ile
Filistin'de doğma suçu (!) işleyen bebekler aynı kaderi paylaşıyor.
Batı susuyor.
Üç maymunu oynuyorlar yine.
Demokrasinin beşiği İngiltere
Ada'sına hapsolmuş sanki.
Çizme, Mussolini acısından sonra acı yaşamamış bir daha,
O da suspus.
"Eşitlik-özgürlük-kardeşlik" sloganıyla
Bastil'e yürüyen Fransa'dan da çıt çıkmıyor.
Fırsatlar ve özgürlükler ülkesi Amerika...

***

Sussa keşke
Ama Amerikalı beyaz ırkçılardan çekmiş olan bir ırkın
Kara derili temsilcisi başkan çıkıyor kürsüye ve diyor ki:
"Meşru müdafaa hakkı var İsrail'in"
"Hamas füze fırlatırsa olacağı bu!"
Hangi hak Bay Başkan,
Hangi hukuk,
Hangi meşruiyet,
Aklı karışıyor insanın.
***

Ya Arap Birliği?
Farklı mı?
7 milyonluk İsrail'e kafa tutan bir tek devlet çıkmıyor içinden.
İslam Konferansı Örgütü desen,
O da aynı bildik telden...
***

Sahi nerede Birleşmiş Milletler?
Gecikmeli de olsa Bosna dramına "Dur" diyen,
Yavaştan alsa da Afrika'daki açları az çok görebilen,
Libya'ya "petrol var" diye koşarak müdahale eden NATO nerede?
Güvenlik Konseyi neden toplanıp "Yeterrr" diye el koymaz?
***

Vuranın yanına kâr kalacak,
Ateş düştüğü yeri yakacak ise
Birleşmiş Milletler ne güne?
Hamas'ı geçin,
FKÖ'yü de boş verin.
Füze deyin, Militan deyin,
Terörist deyin ama
Filistinli bebeleri olsun, azıcık görün.
Duyun, okuyun, anlayın...
***

Taş üstünde taş bırakılmazken Filistin'de,

Bombalar Filistin'e, Gazze'ye düşerken daha, sadece 'bir adam' çıkıyor tartıya, Söylüyor ağzına geleni.
Ne diplomasi ne mırın kırın,
Kem küm ise hak getire!
"Er geç hesabını verecek" diyor İsrail için.
Net, açık, kesin.
İsrail tankları duruyor birden!

***

Üstat Attila İlhan "Hangi Batı"
diye sormuştu zaten.
Duruyor Batı,
İngiliz şaşkın,
Amerikalı sureti haktan.
Batı, 'İnsanlık' masalıyla nutuk çekerken
Birden Sofokles kalkıyor yerinden.
Sesleniyor Sokrates'e:
"Görememişim, bir kişi daha var, o ses de Türkiye'den..."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN