ATİLLA DORSAY

Vurdun, şimdi de dinle Uluç...

Bu kadar olay arasında, Nuri Bilge'nin hırkası da gelip gündeme yerleşti. Bu olağanüstü giyim ürününün yakında bir müzeye, örneğin sevgili Türker İnanoğlu'nun Sinema Müzesi'ne alınması ne hoş olur!... Böylece ileriki kuşaklar vitrine bakıp 2012 yılında Türk medyasının neyle meşgul olduğunu anlar!..
Eleştirilere Hıncal Uluç'un da katılmaması olmazdı. O da gelip pastanın kaymağını koydu. Çok esprili, çok zeki, çok vurucu olduğunu farzettiği "Kösaba Ödülüne Hırka Bile Çok" başlıklı yazısıyla... Elbette herkesin zekası kendine... Ama örneğin ben hiç şaşmadım, kızmadım. Oysa SİYAD'ın kurucusu ve bu ödül törenlerinin başlatıcısı olarak köpürmem gerekmez miydi?
Nasıl kızayım ki, Uluç yıllardır bu zamanda aynı yazıyı yazıyor!.. Birçok durumda olduğu gibi, belli olaylarda buzdolabından çıkardığı ayni yazıyı ısıtıp önümüze sürüyor. Her yıl (20 yıldır? 30 yıldır?) Noel zamanı hep ayni O'Henry hikayesine köşesini açan bir yazardan ne beklersiniz?
Yine herzamanki gibi, sinema yazarlarına, SİYAD örgütüne, Nuri Bilge'nin temsil ettiği genç Türk sinemasına ve yaratıcı filmlere olan yoğun nefretini belli ediyor. Bu nefretle de yanlış bilgiler veriyor. Yine Altın Küre ve Hollywood yıldızlarıyla bizim mütevazi sinemamızı ve oyuncularımızı kıyaslıyor. Oysa iki hafta önceki Pazar yazımda, Altın Küre'nin ne olduğunu anlatıp SİYAD'la kıyaslamanın anlamsızlığını belirtmiştim. Ama okumamıştır, okusa da etkilenmez. Kimse Uluç'a fikir veremez, onu etkileyemez, bakışını değiştiremez. Ve o hep ayni şeyleri tekrarlar durur.
Yanlış bilgiler demiştim. Örneğin 'konusuz film' diye adlandırdığı Bir Zamanlar Anadolu'da'nın Ceylan'ın ilk konulu filmi olduğunu ve gece boyu süren bir cinayet soruşturmasını yazdığını sağır sultan duydu. Ama o duymamış, filmi de zaten görmemiş, belli. Hiçbir kanalın töreni yayınlamadığını yazıyor. Oysa iki talip çıktı, ama bedavaya getirmek istedikleri için, biz vermedik.
Yıllar önce, biz Yumurta'ya birçok ödül verdiğimizde, yine ayni yazıyı yazmış ve bizlere de, genç Türk sinemasına da giydirmişti. Zaman geçti, Kaplanoğlu üçlemesinin son filmi Bal'la Berlin'de Altın Ayı alıp, o da nasılsa filmi görüp bayılınca, bir Bal hayranı olup çıktı!.. Bizler ona "Daha önceleri neredeydiniz?" şarkısını söylemedik. Değiştiğini umduk. Ama o değişmiş değildi, yine en sıradan filmlere ilgisini sürdürdü. Örneğin Nuri Bilge'yi tanımayı bile denemedi.
Hıncal Uluç kendisine Türkiye'de, hatta dünyada hiçbir gazeteciye verilmeyen şans verilmiş ve bunu iyi kullanmış bir yazardır. Çok popülerdir ve onunla o geniş okur kitlesi arasına girmek benim haddim değildir. Ama bu popülerliğin aydın denen kesimi hiç kapsamadığını söylemek zorundayım. O nedenle, aydın işlerine -Boğaziçi'nin klasik konserleri filan dışında- pek karışmasın, gülünç kaçıyor. Örneğin sinemada ne film yazıları ciddiye alınıyor, ne de tavsiyeleri. Tüm aydınları birleştiren Emek konusunda, salonda dolaşan farelerden söz edip 'yıkın' demesi asla unutulmayacak. Altın Portakal için Antalya belediyesine verdiği komutlar ise asla dinlenmeyecek. Ne pahasına olursa olsun popülerliği seçenin aydınlarca da dinlenmesi mümkün gözükmüyor. SİYAD ve seçimleri de popülerliği değil, sanatsal bir tavrı seçmiş bir aydın etkinliğidir. Lütfen bizi rahat bıraksın...
Ayrıca, SİYAD şamar oğlanı değil. Türkiye'nin kültür yaşamında belli bir yeri olan, kurumlaşmış bir örgüt. Elbette her yapıp ettiğiyle eleştiriye açık. Ama ciddi ve sağlıklı eleştiriye... Sinema yazarları olarak, adet yerini bulsun ve de köşemiz dolsun diye yapılan sözümona eleştirilere gereken yanıtı herzaman vereceğiz. Böylece biline...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN