ÜNAL ERSÖZLÜ (EGE)

İçerden gelen mektup

Önce 'Masumiyet Karinesi', iddianamenin ardından 'Çete var mı?' başlıklı yazılarımızda, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin yargıdaki sürecini değerlendirmiştik. Aynı davada, tek kişi imzasıyla hazırlanan bilirkişi raporu neticesi tutuklanan ve Buca Cezaevi'nde yatan Ali Sabuktay'dan, birkaç gün önce bir mektup aldım. Cezaevinden gelen bir mektup, benim için her zaman hüzünlü.
Çünkü mektubu okurken, hemen Ahmet Arif'in o buruk dizeleri dans eder zihnimde:
"Akşam erken iner mapushaneye Ejderha olsan kar etmez.
Ne kavgada ustalığın, Ne de çatal yürek civan oluşun.
Kar etmez inceden içine dolan,
Alıp götüren hasrete."
diye devam eden şiirdeki, buğulu hal sarıp sarmalar beni.
Bu hüznü, içerde 'yatmayan' anlamaz. Dahası zor hisseder. Bu nedenle duvarların ardından gelen her mektup, sessiz bir hüzün sembolü benim için.
Ali Sabuktay'ı, neredeyse çeyrek asırdan fazladır tanırım. Lise ve üniversite yıllarımızdan. Temiz, dürüst, demokrat, yaratıcı, başkalarına ve işine saygılı kişiliğini; kent aydını niteliğini, iyi bilirim.

KATKI GETİREN KİŞİ

Bir zamanlar yöneticiliğini üstlendiğim kurumda, birlikte İzmir için hiç değerini kaybetmeyen 'Kent Kitaplığı' serüvenini başlatmış; birçok alanda da zorlu, yenilikçi çalışmalar ile İzmir'e katkı getirecek çok sayıda işi gerçekleştirmiştik. O noktaya, Sabuktay'ın kazanılmasına vesile olduğum için, her zaman içim rahattır. Çünkü Ali, kente katkı getirmeye yönelik, uğraşan insandır.
Bu nedenle, iyi tanıdığım Sabuktay'ın, kamusal alanda defalarca sınanmış bu ismin; kendi duruşuyla, kişiliği ile çelişecek hiçbir olumsuzluk içinde, hiçbir zaman yer almayacağına, masumiyetine inanıyorum. Bu davada kesinlikle masumiyetine inandığım, çok sayıda diğer isim gibi.
Daha önce yazdığım yazıda, davayla ilgili çizilen 'çete' tablosunun tutarsızlığını net vurguladım. Eleştirilerimi, yargıç ya da avukat rolüne soyunmamak amacıyla, 'hukukun üstünlüğü' ilkesine inanç sınırlarında, sağduyu ile dile getirdim. Aynı sağduyu ile artık 250. madde ile 'özel yetkili mahkeme' anlayışının, hukuki boyutta sorgulanması gerektiğinin altını çizdim. Hala da yazdığım yerde duruyorum.
Ali, mektubunda iddianamede adının geçtiği iki konuyla ilgili açıklama yapmış. Bu köşeye sığmaz. Ama zaten İZBAN tanıtım filmi ve Şevval Sam organizasyonu başlıkları altında iddianamede yer alan suçlamalar, hiç tatmin edici değil.
Ali Sabuktay'ın beş dakikalık tanıtım filmini, sadece İZBAN açılışına yetiştirmek amacıyla, 'istim arkadan gelsin' mantığında hizmet alımı yapılabilmesi için, iyi niyetli adım attığı, çok net. Üstelik bu konuyla ilgili yapılan detaylı dinlemelerde, (diğerlerinde de olduğu gibi) 'menfaat' sağlanmasına yönelik küçücük yaklaşım yok. Şevval Sam organizasyonuyla ilgili de durum aynı.

DUYARLI OLMALIYIZ

Bu noktada, tutukluluğun cezaya dönüşmesi karşısında, kamu vicdanı kanıyor. Bu tablo, genel mahkemede ancak görev eksikliği ya da usul açısından soruşturma konusu olabilir. Kötü niyet yok. Benzer yaklaşımları, iddianamenin farklı bölümlerinde görebilirsiniz. Ama son kez objektif olmak adına da, tekrarlıyorum:
İddianamedeki diğer başlıklarda, usul yönünden yapılan hatalara, yargı süreçlerine özne olabilecek sorunlara tanıklık yapıyorsunuz.
İhale yasasına uymayan, 'amaç öyle olmasa da' eksiklikler nedeniyle 'ihaleye fesat karıştırma' şeklinde yorumlanmaya açık tablo; istenmeden de olsa 'hukuki keyfiyet' diye çizilecek yerler; "görevi ihmal" olarak değerlendirilebilecek başlıklar; göreceli 'kamuyu zarara uğratma' noktasına çekilmeye müsait, zemin var. Ama bu tespitler, genel eksiklikle ilgili hukuki yorumlardır, kimseye yönelik 'menfaat' suçlaması değil.
Biz gazeteciler de, hem bu somut durumu ve eksiklikleri görüp; hem de hiç kimseye haksızlık yapılmaması konusunda, duyarlı olmalıyız.

ADALETİN HASSAS TERAZİSİ

Kendi adıma, asırlar önce Sokrates'in savunmasında vurguladığı gibi; yazdığım her yazıda; "bir insana haksızlık etmekten ise kendime haksızlık etmeyi tercih ederim."
Aynı mantıkla; kurumda çalışmış birinin ihbarı ile başlayan, aynı kurumun yöneticisinin tutumuyla derinleşen bir süreci, hala 'siyasal nitelikte yorumlamayı'; bu davada 'yargının siyaset etkisiyle hareket ettiği' iddialarını da gazeteci kimliğimle, 'kolaycılık' ve karşıt başka bir 'haksız durum yaratma' olarak görmeyi sürdürüyorum. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu da, elbette bir an önce 'adalet' istiyor. Adalet, hepimize, hepimiz için gerekli. Konuya soğukkanlı yaklaşılmalı. Eminim kısa sürede, en geç ilk duruşmada, adaletin hassas terazisi etkisini gösterecek.
Bu bakış açısıyla, tüm masum insanların, bir an önce dışarıda olmasını diliyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN