HASAN BASRİ YALÇIN HASAN BASRİ YALÇIN

Gücün görünmeyen yüzü

Artık bilgi tek bir merkezden üretilmiyor. Milyonlarca kaynağı var ve tonlarca araçla yaygınlık kazanıyor. İnternette herkes bir haber ajansı gibi bilgi üretiyor. Ve herkes yine bu bilgiyi aynı ortamlarda yayıyor. Durum böyle olunca iktidar ilişkilerini de yeniden değerlendirmekte fayda var.
Türkiye özelinde hep güçlü AK Parti iktidarından bahsediliyor. 17 yılın sonunda artık muktedir olduğu ve hatta otoriterliğe dönüştüğü söyleniyor. Devlete, sermayeye ve medyaya hâkim olduğu iddia ediliyor.Ve yeni bilgi üretim mekanizmalarında bu iddialar milyonlarca kez tekrarlandığından artık sorgulanamaz bir hal alıyor.
Peki bu iddialar gerçekten doğru mu? AK Parti gerçekten devlet, sermaye ve medyaya hâkim mi? Hiç sanmıyorum. Aksine bu kurumların neredeyse hiçbirinde yeterince temsil edilmiyor.
AK Parti bunca yıllık iktidarı boyunca sürekli çeşitli vesayet mekanizmalarıyla mücadele etti. Resmi ve bürokratik vesayet mekanizmalarının görünen yüzüne karşı büyük bir başarı elde etti. Fakat gördüğüm kadarıyla bu mekanizmalar sadece üst yönetimlerden ibaret değil. Kurumların tepe yöneticileri değişmiş olsa da orta sınıf bürokraside hâlâ ciddi bir direnç ve tıkanıklık olduğunu söyleyebilirim. Buna dair tonlarca örnek bulmak mümkün. Bakanların bile çoğunlukla bu tıkanıklığa maruz kaldığını ben görüyorum. Devletle işi olan ne demek istediğimi çok iyi anlayacaktır.
En kritik olaylarda dahi ayak sürüyen bürokrasi birçok meselede ilerlemenin önünü tıkayabiliyor. Herkes AK Parti'nin devlet içinde kadrolaştığını zannedebilir ancak bu gerçeği hiç yansıtmıyor.
Öte taraftan sermaye ilişkilerine bakın. Piyasada AK Parti'ye yakın işadamlarının çok zenginleştiğine dair son derece yanlış bir inanış var. Bunca zaman içince zenginleşmiş yeni gruplar olabilir ama zenginleşen grupların Türkiye sermayesini oluşturduğunu söylemek en başta istatistiklere hakaret olur. Sermayeyi görmek istiyorsanız gidin Türkiye'nin ilk yüz zengini listesine şöyle bir bakın. İçinde iktidara yakın kaç kişi bulabileceksiniz? Anadolu sermayesi falan denilen şeyin birer balondan ibaret olduğunu görürsünüz. Doğal süreç içinde bastırılamadığı için yavaş yavaş zenginleşen bazı insanları Türkiye'nin sermayesi olarak adlandıramazsınız. Aksine bu ülkede sermaye dediğiniz grup son derece yerleşik bir hal almıştır ve biraz zenginleşmeyle o grubun içine giremezsiniz.
Son olarak medyaya bakalım. İktidara yakın medya sayısındaki artış da sizi aldatmasın. Bu medya gruplarının birçoğu hem sermayeyle olan ilişkisi hem de çalıştırabildiği insan profili açısından hiç de bir hakimiyet gerçeğini doğrulamıyor. Çok içinde olduğunu söyleyemem ama bir medya grubunun AK Parti'ye yakın olduğu düşünülen birine geçtiğinde nasıl reklam ambargosuna uğradığını ve yerleşik sermaye tarafından boğulmak istendiğini ben bile biliyorum. Bence bu konuyu medya yöneticileri tartışacak olursa ortaya kimsenin görmediği son derece ilginç bir resim çıkabilir.
Güç ve iktidarın sadece görünen yüzüne bakmak ve oradan AK Parti muazzam güçlü bir iktidar makinesi kurdu demek gerçekle bağdaşır gibi değil. Aksine gücün görünmeyen yüzüne bakmak lazım. 150 yılda inşa edilen devlet sermaye ve medya yapısı öyle 15 yılda değişmiyor. Bir heyula gibi hâlâ orada duruyor. Asıl bu gerçeği tartışmamız gerekiyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN