İBRAHİM KALIN İBRAHİM KALIN

Goldstone Raporu, Gazze ve İran

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nin hazırladığı "Filistin ve İşgal Altındaki Diğer Arap Topraklarında İnsan Hakları" adlı 575 sayfalık rapor, BM Genel Kurulu'ndan bir hafta önce 15 Eylül günü yayımlandı. Raporu hazırlayan heyetin başkanı emekli Hâkim Richard Goldstone ve komisyon üyeleri, bazı çevrelerin hedef tahtası haline geldi. İsrail Başbakanı Netanyahu, BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasında komisyonu ve raporu İsrail düşmanlığı yapmakla suçladı, hedef olarak İran'ı ve Hamas'ı gösterdi.
Goldstone Raporu hem İsrail devletini hem de Hamas'ı savaş suçu işlemekle suçluyor. Fakat İsrail bir devlet ve Hamas/ Filistinlilerle arasında mukayese edilemez bir güç farkı var. Bu yüzden rapor, İsrail'in aynı zamanda "insanlığa karşı suç" işlemiş olabileceği sonucuna varıyor.
Raporun sonuçları özetle şöyle: İsrail, Gazze savaşı sırasında birden fazla uluslararası hukuk kuralını ve insan haklarını ihlal etmiştir. İsrail Savunma Güçleri, Gazze operasyonları sırasında savaş suçu ve bazı durumlarda insanlığa karşı işlenmiş suç sayılabilecek eylemlerde bulunmuştur. Hamas'ın sivil halka yönelik roket saldırıları da aynı şekilde savaş suçu ve insanlığa karşı işlenmiş suç niteliğindedir. İsrail operasyonları, kasten öldürme amacı taşıdığı için 4'üncü Cenevre Antlaşması'na aykırıdır. Filistinli sivillerin hedef alınması, hayat hakkı kuralının ihlalidir. İsrail güçleri, sanayi yerlerini ve su kaynaklarını sistematik bir şekilde hedef almıştır. Hamas'ın Filistinli sivilleri canlı kalkan olarak kullanması uluslararası anlaşmalara aykırıdır. İsrail saldırıları, sivil halkın öldürülmesini, acı çekmesini ve altyapının tahribini hedef almıştır. Sonuç olarak Rapor, BM Güvenlik Konseyi'nin İsrail'in savaş taktikleriyle ilgili bir komisyonu görevlendirmesini tavsiye ediyor.
Bazı kaynaklar Goldstone Raporu'na binaen Avrupa'daki bazı mahkemelerde İsrail aleyhine dava açılmasının muhtemel olduğunu söylüyor. Hukuk mücadelesi nereye kadar gider bilinmez. Ama İsrail'in, Richard Falk'ın "meşruiyet savaşları" dediği mücadeleyi kaybettiği ortada. İsrail, izlediği politikalar yüzünden uluslararası kamuoyundaki meşruiyetini ve desteğini yitiriyor. İnsan Hakları Komisyonu'nun meşruiyetini sorgulayan Netanyahu, aynı zamanda kendi meşruiyetinin de erimekte olduğunun farkında mı acaba?

Nükleer silahsızlanma adil mi?

Başbakan Erdoğan BM Genel Kurulu'ndaki hitabında adalet, barış, eşitlik ve paylaşıma dayalı yeni bir küresel düzene ihtiyaç olduğunu söyledi ve zımnen şunu ifade etti: BM'nin ve kurulacak yeni düzenin meşruiyeti Gazze'de test edilecektir.
Birilerinin dünya gündemini İran üzerinde odaklamaya çalıştığı BM toplantıları sırasında Başbakan neden Gazze'den bahsediyordu? Bunun sebebi şu: İran nükleer enerji programı, silahlanmaya dönüşürse, bölge ve dünya barışı için ciddi bir tehdit oluşturur. Nükleer silaha sahip bir İran'ı Türkiye'nin kabul etmesi mümkün değil. Bu konuda İran'ın da inandırıcı ve ikna edici olması gerekiyor.
Fakat sadece İran değil bölgede hiçbir ülkenin nükleer silaha sahip olması bizim açımızdan kabul edilebilir bir durum değil. Bu, bölgedeki tek nükleer güç olduğu artık neredeyse kesin olan (ve bunu da resmen yalanlamamış olan) İsrail için de geçerli. Yani NPT olarak bilinen nükleer silahsızlanma antlaşmasının adil ve tutarlı bir şekilde, kimseyi istisna tutmadan uygulanması gerekiyor.
İran'ın nükleer silah yapma ihtimalinin doğuracağı muhtemel sorunlar üzerinde dururken, Gazze'de teorik ya da potansiyel olarak değil fiilen yaşanmış savaşı ve yıkımı görmezlikten gelmek mümkün mü? Gazze savaşının üzerinden dokuz ay geçti. Gazzelilerin insani durumunda bir iyileşme yok. Şarmu'ş-şeyh'te Gazze'nin yeniden imarı için milyarlarca dolar vaatte bulunuldu. Sonuç? İsrail inşaat malzemelerinin Gazze'ye sevkıyatına izin vermiyor. Gerekçe, bu malzemelerin Hamas tarafından yeni tüneller yapılmak için kullanılması ihtimali. Bu demektir ki Gazze dokuz ay önce nasıl idiyse şu anda da öyle duruyor.
Ortadoğu barışı Filistin'den, dünya barışı da Ortadoğu'dan geçiyor. Sessizlik politikası, Filistin sorununu çözmüyor; erteliyor ve derinleştiriyor. Bölgedeki "vekalet savaşları" Filistin üzerinden yapılıyor. Yani herkesin Filistin'le ilgili başka bir hesabı var.
Türkiye, "Adil ve kalıcı bir çözüm için herkes üzerine düşeni yapsın" diyor. Türkiye'nin Batı bloğuna karşı İran'la bir ittifak cephesi oluşturmak gibi bir amacı yok. Nükleer silahlar konusunda Türkiye'nin tavrı açık. Fakat Ortadoğu'da yeni bir savaşın önlenmesi için asıl sorunun ne olduğunu da doğru tespit etmek gerekiyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.