Küba'da karşılaştığım hayat turizm rehberlerinde, takvimlerde, kartpostallarda gösterilenlerden, oraya turla gidip, beş yıldızlı birkaç otelden birisinde kalıp, en iyi lokantalarda yemek yiyip, yatla denize çıkanların anlattıklarından farklıydı. Ben Küba'da gündelik hayatın içinde yaşadım. Arabayla yollarında gittim, köylerine, kasabalarına uğradım. O zaman da karşıma acısını şimdi de içimde taşıdığım bir yoksulluk, yoksunluk, ahlaki çöküntü çıktı. Tıkanmış, işlemez bir ekonomiyle, hayat aramayan, sadece bulduğu hayatla yetinen insanlarla karşılaştım.
Bu olumsuz nedenlerin altında 'sosyalist ekonomi' diye bir bilmece yatıyor. Sovyetler Birliği bir süper güç olmasına karşın bu nedenden çöktü. Küba da şimdi bu kısıtlamayı aşamadığı, üretimi ve ekonomik büyümeyi gerçekleştiremediği için bunca zorlukla yüz yüze. Şöyle...

***
Ülkede iki kur uygulanıyor. Birisi devletin kendi yurttaşlarına diğeri turistlere uyguladığı para birimleri. Yurttaşların aldığı maaşı diğer ve neredeyse 1 avroya endekslenmiş kura çevirince insanların eline ayda 20 avro civarında bir para geçiyor. Bununla yaşamak olanaksız. Bu Küba turizminin Raul'un (öyle, Raul, Küba'da liderlere soyadlarıyla seslenmek kabalık kabul ediliyor) bütün engelleme çabalarına karşın bir seks turizmine dönmesine ve tüm bir ülkenin çok ciddi bir ahlaki yozlaşmayla iç içe yaşamasına yol açıyor. Öte yandan ülkede en temel ihtiyaç maddeleri yok: sabun, ekmek, yağ, süt, yumurta yok. Et yok. Tavuk yok. Niye Küba gibi çok bereketli olduğu her halinden belli bir ülkede, bir toprakta bu maddeler imal edilmez, niye bunların yokluğu çekilir anlayamadım.

***
Bütün bu sorunlar Küba'nın 50 yıldır karşı karşıya bulunduğu ambargoyla açıklanabilir. Ama Amerikan ambargosu şimdi daha ziyade Fidel'in bu rejimi ayakta tutmak için kullandığı bir bahane gibi duruyor. (Tabii Amerika da aynı ambargoyu aynı nedenle canlı tuttu bugüne dek.) Çünkü her ülkede çok zalim bir şey olan gündelik hayatın en temel gereksinimleri bulunamamasını da ambargoyla açıklamak bana çok zor görünüyor.
Temel sorun bu: işlemeyen bir ekonomi. Nasıl aşılır sorusu ise sadece Küba'nın değil bütün bir sosyalist dünyanın cevap aradığı sorudur. Sosyalist ekonomiler bana öyle geliyor ki merkezi planlama içinde, yanlış bir eşitlik anlayışını savunup uygulamaya çalışarak ekonomiyi büyütmeyi, verimliliği artırmayı başaramadı. Eşitlik yeniden tanımlanmalıydı ama Küba'da görülen bütün çalışanların aynı maaşı alması anlamına gelen bir eşitlik. Ayda bir kez devletin insanlara yaptığı gıda ve temel ihtiyaç maddeleri yardımı da bu kısıtlamayı aşmaya yetmiyor.
Trinidad'da evini pansiyona dönüştürmüş kadıncağız tepeden tırnağa inanmış bir sosyalist olmakla birlikte devletin her şeyin sahibi olmasından, ayda ödenmesi gereken 400 avroluk peşin vergiden, onu karşılayamamaktan yakınıyordu ve UNESCO tarafından Dünya İnsanlık Mirası'na dahil edilmiş o kasabadaki yoksulluk iç yakıcıydı. Yol boyunca insanlar salkım saçak yollardaydı. Kadınlar kucaklarında çocuklarla güneşin altında kendilerini önlerine gelen arabaların altına atarak bir yerden bir yere ulaşmaya çalışıyordu.

***
Her şey bu kadar değil elbette. Sağlık sistemi çok gelişmiş kabul ediliyor . Sağlık hizmetine erişim herkesin ayağına götürülmüş. Eğitim aynı şekilde . Belli bir emeklilik sistemi herkese uygulanıyor Ev kadınları bile o 20 avroyu alıyor. Ama öte yanda ülkede internet yok. Erişim kayıt altında. Günlük bir tek devlet gazetesi Gramma yayınlanıyor. Bu bir otoriter rejim.
Öyle olmasına karşılık en etkileyici şey ortalıkta Fidel'e ait bir tek resmin, posterin, büstün, heykelin görülmemesiydi. Onların yerini Che'nin görüntüsü almış. Fidel görünmesi gereken hiçbir resimde yalnız değil . Che'yle, Raul'la, Camilo'yla birlikte .

***
Sonunda insanlar mutlu mu, orada? Bir hayat aramadıkları ve ellerinde buldukları hayatla yetinmek zorunda kaldıkları için evet. Buna iklimin, doğal atmosferin katkısını da eklemek gerekir. Böyle bir durum daha farklı bir rejim arayışının önünde engel midir ve o rejim nasıl kurulacaktır sorusunu da Cuma günü yayınlamaya çalışayım.
BİZE ULAŞIN