HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

DTP'yi kapatmak ya da kapatmamak

Bu satırların yazıldığı sırada Anayasa Mahkemesi'nin DTP hakkındaki kararı açıklanmamıştı. Hemen belirteyim ki, bu kararın kapatmama lehinde çıkmasını yürekten dilerim. Şimdi neden böyle düşündüğümü açıklayayım.
2007 seçimlerinden başlayarak DTP'nin siyasal zeminde kalması, benimsenmesi gerektiğini savundum. Bana göre içinde DTP'nin bulunmadığı bir siyasal ortam hem eksiktir hem de Türkiye'nin son 25 yılına damgasını vurmuş, en büyük yarası olan Kürt sorununun çözümünü gerçekleştiremez. Bu düşünceyi başkaları da savundu ve her defasında İrlanda örneği verildi.
Öte yanda yer alan yaklaşımlar ise sürekli olarak aynı şeyleri dile getirerek, DTP'nin ayrılıkçılık, federatif sistem, bağımsız Kürt devleti gibi modelleri savunduğunu öne sürdü. DTP bunları defalarca yalanladı ve aradan geçen zamanda bizatihi hükümetin başlattığı Kürt açılımı ile bu modellerin gündemde olmadığı kesinlik kazandı. Tam tersine bugün Türkiye'de belirli çevrelerin ana korkusu artık tam da budur: Kürtlerin ayrılmayı istememesi. O çevreler Kürtlerin ayrılıp, Türkiye'den kopup gitmesini ve Kürtlerin olmadığı bir Türkiye'de yaşamak istediklerini artık ifadeden kaçınmıyor. Sorun o gruplar için Kürtlerle birlikte yaşamak, daha doğrusu yaşamamak sorunudur.
Bunu belirttikten sonra gelelim işin daha kritik noktasına; DTP'nin PKK ile olan ilişkisine.
Bu ilişkinin (organik olup olmaması bir yana) meçhul olmadığı (nasıl olabilir ki?) tam tersine PKK sorununun çözümünde DTP'nin tam da bu özelliğiyle en işlevsel olabilecek, en çok verim sağlayabilecek unsur olduğu da gene bu köşede çok yazıldı.
Bu görüşün doğruluğunu kanıtlayan en önemli gelişme ise gene şu son açılımdır.
Bugün belirgin bir biçimde tıkanmış, kimsenin nasıl aşacağını, neresinden tutacağını bilemediği açılım ve Kürt sorunu tartışmasında unutulan, gözden kaçan nokta DTP'nin devre dışı bırakılması veya kalması, hükümetin bir kez daha PKK ile karşı karşıya gelmesidir. Saklayıp gizlemenin bir âlemi yok. PKK ilk kertede de son kertede de bir silahlı örgüttür. Gücü şu veya budur ama temel metodu şiddet ve askeri yöntemlerdir. Dolayısıyla sivil bir inisiyatif olmaksızın onunla karşı karşıya gelmek her zaman çok daha zor ve sorunlu bir hayatın içinde bulunmak demektir. Kim kanı ve gözyaşını benimseyebilir?
Bu şartlar altında Anayasa Mahkemesi'nin DTP'yi kapatması yangına körükle gitmek olur. Kapatma neyi değiştirir? DTP yeniden şu veya bu şekilde ortaya çıkmayacak mı? Bu soruların cevabını herkes bilirken şimdi o partiyi yok etmeyi düşünmek herhalde ancak başka amaçlarla atılmış bir adım olarak değerlendirilebilir. Geçenlerde Nuray Mert'in çok yerinde bir biçimde irdelediği gibi şu süreç siyasal bir kararı Anayasa Mahkemesi'ne verdirmektir. Bunun ne kadar yanlış olduğunu da ayrıca belirtmeye herhalde gerek yoktur.
Bütün bunlardan sonra Kürt sorunu nereye mi gider? Benim kanım şu: Kürtler, yukarıda belirttiğim üzere, bölünmeyi de istemiyor, bu savaşın daha fazla devam etmesini de. Tam tersine Kürtler gerek Kuzey Irak'ta meydana gelen olaylarla, gerekse Türkiye'de elde ettikleri pozisyonla bundan sonrasını siyaseten sağlayabileceklerini gördü. Bundan sonra Türkiye'yi yeni bir toplumsal sözleşme oluşturmak için zorlayacaktır ve bu zorlamayı meşru çizgide yani siyasal düzeyde yapacaktır. Artık Türkiye son derecede önemli bir dönemeçtedir. Ya Türkiye demokrasisini daha da geliştirecek ve birlikte yaşamanın yollarını arayacaktır ya da kendisini daha zor bir dönemin beklediğini bilecektir.
Düğüm noktasının DTP olduğunu ise unutmamalıdır Türkiye.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.