MELİH ALTINOK MELİH ALTINOK

Yargının Kaftancıoğlu kararı siyasi mi?

"Geliyorum, önümden çekilin" diyen Kemal Kılıçdaroğlu, "oyları yükselen, seçimi kazanacak bir siyasiden beklenmedik" şekilde sinirli ve telaşlı...
Sürekli sokağı işaret ediyor. "Kavga edeceğim" diyor. Hiçbir provokasyon fırsatını kaçırmıyor, kurumların kapısına dayanıyor... Dün de özel bir güvenlik şirketinin önündeydi... Günden güne marjinalleşiyor.
Tabanı, destekçileri, dalkavuk yazarları, sanatçıları bile "Bir çuval inciri berbat ediyorsun, hiçbir şey yapma daha iyi" diye Kemal Bey'e ayar üstüne ayar veriyor.
İBB Başkanı İmamoğlu, Genel Başkan'ının "Belediyelerinizle ilgilenin, işinize bakın" uyarısına aldırmadan 2023 kampanyasının startını Karadeniz seyahatiyle veriyor... Dönüşte ise restinin bedelini çok ağır ödüyor. Arkasındaki medya ve ünlü desteğini bir anda sistematik olarak kaybediyor. Üstü çiziliyor...
CHP'nin organize olamaması, güven vermemesi, daha iktidarı almadan derin fikir ayrılıklarının ortaya çıkması, "Yeter ki Erdoğan gitsin" diyen takıntılı muhalif seçmene bile "acaba" dedirtiyor.



Derken, eski tweetlerinden dolayı yargılanan CHP'nin İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'na verilen cezanın Yargıtay'da onandığı açıklanıyor.
Partideki tüm iç tartışmaların üzerini örten, mağduriyet algısı yaratan bu kararın CHP'ye can suyu verdiği çok açık.
Bu yüzden de muhalefetin, kararın arkasında hükümete çalışan siyasi bir akıl olduğu iddialarına inanamıyorum.
Kaldı ki bu hakaretle, devletin manevi şahsiyetini tahkirle, terör örgütlerine destekle ilgili ceza yasaları kendimi bildiğim bileli aynı. Aramızda benzer suçlamalarla ifadeye çağrılmayan, yargılanmayan gazeteci, siyasetçi var mı?
Üstelik yalnızca bizde değil. Tüm devletlerin ceza yasalarında aynı koruma refleksiyle konulmuş benzer maddeler mevcut.
Arada sadece yorum farkı var. O yorum da siyasetçilerin, kamuoyunun yani hepimizin tepkileriyle oluşan atmosfere göre şekilleniyor.
Mesela bugün Canan Hanım'ın demokrasi mağduru olduğunu söyleyen yoldaşları da benzer tweetler atan siyasi hasımlarını savcılıklara şikâyet etmekle meşguller.
Böyle riyakârlık olur mu?
Demokrasiye ve ifade özgürlüğüne dair ilkesel bir tutum takınmadan, verdikleri kararlardan ötürü hâkimlere tehditler savurmak, onları hedef göstermek, paralize etmek, sorunu çözmek şöyle dursun daha da derinleştiriyor.

***

HEPİNİZ ORADAYDINIZ!

Fatih Altaylı, İçişleri Bakanlığı'nın müzik saati sınırlamasını gece saat 24.00'ten 01.00'e çıkarması kararına isyan etmiş.
"Başka işiniz yok mu?" diyor.
Olmaz mı? Vardı elbet ama pandemide ekrana maskeyle çıkıp akla hayale gelmez yasakları teşvik ettiğiniz, toplumu, siyaseti, medyayı terörize ettiğiniz için iki yıldır bunlarla meşguller.



O dönemde sokağa çıkma, seyahat, çalışma, eğitim hakkımız engellenirken, lokantalar, kafeler kapatılırken bizler itiraz ettiğimizde kızan, diş gösteren, hakaretler savuran sizler değil miydiniz?
Bu köşede "Gelen bir yasağı kaldırmak için kim bilir kaç yasak gerekecek, bu kadar bol keseden yasak tavsiye etmeyin" diye yazdığımda "İnsanlar ölüyor, özgürlüğün, müziğin derdinde" diye küçümsemiyor muydunuz?
Şimdi hop diye aradan sıyırılıp "Haklar, özgürlükler" diye poz kesmelerinizi yer miyiz?
Hepiniz oradaydınız.
Faşistliğinizi, yasakçılığınızı unutturamazsınız, hep yüzüne çarpacağız.


Bu köşe yazısını aşağıdaki linke tıklayarak sesli bir şekilde dinleyebilirsiniz

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.