TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
OKAN MÜDERRİSOĞLU OKAN MÜDERRİSOĞLU

Akıl tutulması

İtiraf edeyim, durumun bu kadar vahim olduğunu düşünmemiştim. Türkiye'nin fikri temelde neredeyse tam ortadan bölünmüş olduğunu...
Bir taraf, TSK'yı demokrasiye müdahale genetik şifresiyle sicili kabarık kurum olarak sunmakta, diğer taraf laiklik karşıtı eylemlerle yaftaladığı iktidar partisi portresiyle korku salmakta.
Yazık, gerçekten yazık!
Kimsenin, Anayasa'da tanımlı devletin temel niteliklerini erozyona uğratmaya ne niyeti ne de hakkı olabilir. Ve yine kimsenin Anayasa'ya göre, göreve geliş ve ayrılış biçimi belirlenmiş cumhuriyet hükümetini psikolojik harp teknikleriyle bitirmeye hak ve yetkisinin olmadığı gibi.
Öyle anlaşılıyor ki, sivil ve askeri bürokrasideki bazı unsurların ülkenin geleceği üzerine kurdukları bilek güreşi devam ediyor.
***

Geçtiğimiz hafta Genelkurmay'a yaptığım ziyaretin bazı çevrelerde merak uyandırdığına, paranoyaya varan senaryolara konu edildiğine tanık oldum. Ne postal yalayıcılığımız bırakıldı ne de kıblemizin karargâha döndüğü. Güya 28 Şubat benzeri bir süreç varmış, gazete temsilcileri karargâhta ikna odalarına alınıyormuş, biz de bu rahle-i tedristen geçmişiz. İşin daha şaşırtıcı yanı, bazı gazeteci dostlar da "Genelkurmay'da gaza gelirseniz, saza da gelirsiniz" diye kendilerince kelime oyunu yaparak mesaj vermeye kalkışmışlar. Bilmem ki neresini düzeltsem.
Karargâha öne sürüldüğü gibi tüm gazete temsilcileri davet edilmedi.
Benim ziyaretim, birkaç aydır bekleyen randevu talebimi güncel gelişmeler ışığında yenilemekten ibaretti.
Kimse ne brifing verdi ne de etkilemeye çalıştı.
Malum belgeyle ilgili soruları ben sordum ve komuta kademesindeki havayı makul ölçüde yansıttım.
Ne belgeyi aklamaya teşebbüs ettim ne asker hakkında hüküm verdim ne de o dokümanı masum gösterecek kadar safım.
Kaldı ki yazımda belirttiğim husus, "Komutanlar belgenin aslının bulunmasında ısrarlı" idi. Neticede belgenin orijinalinin olmadığını İçişleri Bakanı Beşir Atalay da açıkladı, Genelkurmay Askeri Savcılığı da. Kısa süre önce "İhtimal vermem ama Genelkurmay'da böyle bir belge hazırlanmışsa bu, cinnet halidir" diyen eski bakanın görüşlerini yazan bendim, o çirkin senaryoyu "karanlıkta atılan tokat" gibi tanımlayıp, failini bulmak gerektiğini söyleyen bakanın hislerini yansıtan da... Haliyle karargâhtaki havayı vermek de sadece gazetecilik sınırları içindeydi. Birilerinin, küçük hırslarını tatmin duygusuyla beni Başbakan'a gammazlamaya girişip, mesafe alabileceği bir durum da yoktu.
***

Askerle-siyasetçiyi, medyayla-hükümeti karşı karşıya getirmeye hevesli, pusu geleneğine yatkın çevrelere de, "Ülkede ne oluyor? Bu, Ergenekoncuların komuta kademesini değiştirmeye veya iş başındaki siyasi kadroları tasfiye etmeye yönelik oyunu mu?" diye soranlara da şunları söyleyebilirim:
Demokratik sınıf atlama çabamızın önemli parçalarının siyasi aktörlerle birlikte TSK, yargı, üniversiteler ve sivil toplum olduğu unutulmamalı.
"Demokrasiye komplo belgesi" sonrasında yapılan açıklamaların bu aşamada karargâhı töhmet altında kalmaktan kurtardığı ama TSK'nın üzerine düşürülen gölgeyi tamamen kaldırmadığı göz ardı edilmemeli.
TSK, alışılmış yıpratma vurgusunun ötesinde son dönemde neden sürekli tartışmaların odağına düşürüldüğünü, kendi içinde muhakeme edip muhasebesini kamuoyuyla paylaşmalı.
Emir komuta zinciri dışında, şayet durumdan vazife çıkaran, demokratik devlette kabul edilemeyecek yöntemlere tevessül eden, senaryo yazıp eylem planına dönüştürme kudretini kendinde bulan personel var ise rütbesine bakılmaksızın bunların ilişiği kesilmeli.
Sivil siyasete sirayet eden temas noktalarında hukuki sınırları zorlayan askeri personelin ciddi iddialar karşısında sivil yargının önüne çıkarılmasında tereddüt edilmemeli.
Devlet içinde yuvalanan, kurumlar arası çatışmanın farklı cephelerine mühimmat taşıyan kamu görevlileri mevcutsa bunların üzerine gidilmeli.
BİZE ULAŞIN