OKAN MÜDERRİSOĞLU OKAN MÜDERRİSOĞLU

TÜSİAD ve TOBB üzerine

Türkiye' nin her alanında gözlenen değişim, özel sektörün iki büyük kuruluşunu da önüne katıp götürüyor. Hükümet yıkıp, hükümet kurmakla ün salan "TÜSİAD ve TOBB", yavaş da olsa kabuk değiştiriyor.
Daha doğrusu patron kulüpleri, ülkenin her meselesi ile ilgilenirken asli işlerini ıskalamıyor. Kamuoyuna açık toplantılardaki sivil muhtıra üslubu yerini, çok yönlü işbirliğine ve gerektiğinde samimi kaygıların paylaşımına bırakıyor. Önceki yıllarda Ankara'daki muhtelif mahfillere yapılan gizli ziyaretlerde söylenenlerle, Başbakanlık'taki açık buluşmalarda söylenenler arasındaki fark giderek kalkıyor. "Çift dilli iş insanı" kimliği artık terk ediliyor.

***

Sadece son bir haftaya bakmak bile, bazı şeyleri daha iyi görmeye fırsat veriyor. Örneğin, TOBB oldukça kapsamlı sektörel ekonomi şurası düzenledi. Başkan Rifat Hisarcıklıoğlu, ilgili bakanlarla buluşup ekonominin röntgenini çekti. TÜSİAD ise yılın son Yüksek İstişare Konseyi'ni (YİK) mutat olduğu üzere başkente taşıdı. İstişare Konseyi'nin bir tür vizyon toplantısı niteliği nedeni ile TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner de YİK Başkanı Mustafa Koç da hem ekonomik hem de politik konulara değindi. Nitekim TÜSİAD'ın siyasi sürtüşmeye girdiği günlerden kalan imajının düzeltilmesinde, Anadolu'ya açılımında önemli mesafe almasını sağlayan Bayan Boyner, 2011 seçimlerine kadar öncelik verdikleri iki gündem maddesini, "Yeni büyüme strateji" ve "yeni anayasa etrafında demokrasi açığının kapatılması" olarak sıraladı. Bu iki maddeye kim ne diyebilir ki? TÜSİAD'ın, baskı ve etki grubu rolü ile ülkenin en hassas konuları ile ilgilenmesi, akademik ve çağdaş bakışı açısı ile siyaset kurumuna perspektif sunması zaten ideal olanı değil mi? "Din ve vicdan özgürlüğü", "kimlik sorunu" ve "kuvvetler ayrılığının pekiştirilmesi", Türkiye'nin fay hatları ise TÜSİAD'ın bu kritik noktalarda elini taşın altına uzatması, demokrasinin gereği değil de nedir ki?
Aynı şekilde Sayın Koç'un, "silahsız soğuk savaş" tanımlaması, "sıcak para uyarısı" yapması, "iyi işleyen iç istişare mekanizması" istemesi, "ekonomiyi günlük siyasi hesaplaşmanın malzemesi yapmayalım" ricasında bulunması da bir o kadar üzerinde durmaya değer.
***

Ve son konu... "Eksen kayması" tartışması...
TÜSİAD'ın bu seneki onur konuğu Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu idi. Bakan'a, "Sudan'da Ömer el Beşir'e destek çıkan, İsrail'le kriz yaşayan, AB heyecanını kaybetmiş görünen" Türkiye tablosu sunulması, haliyle tartışmayı biraz alevlendirdi. Anlatılanlara göre Davutoğlu, yer yer ciddi, yer yer imalı değerlendirmeleri ile kaygılı kesimleri bir nebze olsun rahatlatmaya çalıştı.
Türkiye'nin kaderini, yabancı odakların değil kendisinin belirlemesi iradesi işte bu noktada ifade edildi. İran'la ticaret yapan AB ülkeleri anlatılıp, Türkiye'nin komşusu ile ticaretten vazgeçmesinin beklenemeyeceği söylendi. "Dünya izin verse de biz, bölgemizde nükleer silaha izin veremeyiz" denildi.
Nihayet...
"AB, 'Türkiye'yi tam üyeliğe kabul etsek etrafındaki ülkelerin sorunlarını da Birliğe taşır' diyor. Biz de komşularımızla problemlerimizi çözüp, bölgesel barış ve refaha hizmet edecek politikalar geliştiriyoruz. Bu kez 'eksen kayması var' eleştirileri sıralanıyor" demekten kendini alamadı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.