ŞEREF OĞUZ ŞEREF OĞUZ

Küresel büyüme teğet geçebilir

İstanbul Sanayi Odası'nın "Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu" araştırmasına bakıyoruz. En büyüklerimizin krizzede tablosu, iç açıcı neticeler vermiyor.
Küresel krizin yaşadığı bir dünyada bizdeki 500 büyüklerin de bundan etkileniyor olması, anlaşılır bir şeydir. Tartışılması gereken, bu etkinin türü, yönü ve şiddetidir.
İSO Başkanı Tanıl Küçük; "Küresel kriz için 'Bu kriz bizim krizimiz değil' diyorduk ama görünen o ki artık krizin bizim krizimiz olma riski yüksek" diyor.
Doğrudur. Küçük'ün sözünü ettiği risk, aslında "Küresel Kriz" faktörü dışında da sanayimizin başını ağrıtıyordu. Küresel Kriz bu süreci hızlandırmış ve dramatik hale getirmiş.
Hızlandırmış zira, sanayimizin taşıdığı "arkaik kalma" alanındaki yüklendiği riskleri daha belirgin kılmış.
Dramatik hale getirmiş zira Küresel Kriz yüzünden kaybolan dış müşterinin yarattığı yıkım etkisi artıvermiş.
İSO'nun araştırmasına bakıyoruz; vurgu, "kâr kaybı" üzerine...
Ancak "kâr kaybı", gerçek tablonun yalnızca bir boyutudur ve gerçeğin tamamını ifade etmekten uzak görünmektedir.
Bu tablo "2001 sonrası en kötü" manzarayı sunuyor olabilir. Fakat unutmamalı ki çerçevelediği dönem, 2008'e aittir ve küresel krizin şiddet periyodu olan 2009'un ilk çeyreğini yansıtmamaktadır.
Kısaca "2001 sonrası en kötü tablo"dan beteri de karşımıza çıkabilecektir.
Kaybın "kâr" üzerinden okunması, psikolojik olarak krize karşı bir "teğet duygusu" yaratıyor olsa da işin özüne dair dikkatleri böylesi bir gerekçe ile geçiştiremeyeceğiz.
Dünya krizde iken bizim 500 Türk Büyüğü'nün zarar ve borçlarının rekor seviyesi, "anlaşılabilir" olabilir. Fakat "gerçeğin tamamı" bu açıklama ile "kabul edilebilir" olamaz.
Papağan gibi aynı şeyi tekrar ediyor olabilirim ama temel sorun, küresel kriz konjonktürünün ötesinde, yapısaldır. Kriz, belki de bizim kırılma noktamıza denk gelerek bir tür "algı tutulması" yaratmıştır.
500 Türk Büyüğü'nün "kârlarının neredeyse yok olmasına" ağıt yakaduralım.
Peki bu "ağıt", kimin ne kadar işine yarayacaktır?
Bu tabloyu tartıştığım pek çok sanayici, sorunu "kendi sektörel ve kurumsal körlükleri" dışına itme eğiliminde.
Öteden beri kâr konusunda, dostum Necati Doğru'nun dilime doladığı ifade doğrultusunda düşünürüm; "kârsızlık, arsızlıktır."
Sahi, kâr neden buharlaştı?
Birinci ve en baskın neden, "Küresel Kriz" olabilir. Akla yakın geliyor. Fakat zaten eskimiş "mal ve hizmet gamı", başka bir faktör olamaz mı?
Değer yaratmayan iş süreçleri, bir başka "etkin faktör" olarak tanımlanamaz mı?
Hele ki "yıkıcı rekabet" ve "me too ekonomisi" dediğimiz "ben de yaptım" yaklaşımı, başka bir faktör değil midir?
Peki ya ölçek ekonomisine ne demeli? Birlikte çalışma disiplininden uzak ve "güvensizlik kültürü" üzerine oturtulmuş ortaklık yapıları, bu malum sonucu hazırlamış olamaz mı?
Kurumsallaşma, KOBİ zengini Türkiye'nin, OBİ'leşme sürecinde "işi ağırdan aldığımız" bir diğer "yetkinsizlik alanı" değil midir?
Eğer 500 Türk Büyüğü'nün hali pür melali, reel zararı yüzde 386 artışla "soluk benize" bürünmüşse, küresel kriz geçip gittiğinde, hangi bahaneye sığınacağız?
Kârdan zarar, zararların en hafifidir.
Neticede bir iş yapılmış ve umulan faydanın gerisine düşülmüştür.
Zarar tutarı 2007'ye göre cari fiyatlarla yüzde 450 artmış olabilir. Borçluluk tavan yapmış olabilir.
Bunların geçici bir durum olup olmadığını, "küresel şok"tan nasibimize düşen yıkımı nasıl okuduğumuz belirleyecektir.
Bu açıdan bakıldığında Tanıl Küçük'ün "küresel krizin bizim krizimiz olma riski yüksek" tespitini yerinde ve ciddiye alınası buluyorum.
Dünya ekonomileri sürgit krizde olamaz. Belli ki bir noktada dip görülecek ve iyileşme hali, kendini cari edecek.
Korkum, Eylül 2008'de küresel krizi kişisel almayan bizlerin, dünya düzelmeye başlayıp yeni bir "boom" yaşanması durumunda, bu iyileşmeyi de "kişisel almıyor" olmasındadır.
Öyle ya; küresel kriz teğet geçmiş ise küresel iyileşme de pekala teğet geçebilir.
İSO bence bir sonraki Sanayi Kongresi'ni, "500 Türk Büyüğü'nün, kriz sonrası büyüyen dünyada yapabileceklerine" ayırsa iyi olur.
BİZE ULAŞIN