MAHMUT ÖVÜR MAHMUT ÖVÜR

Dubrovnik vizesi

İki günlüğüne Hırvatistan'ın güneyinde yer alan Dubrovnik'e Rixos Otel'in açılışı için geldik... Yola çıkarken, Dubrovnik'i gören görmeyen kiminle konuşsam aynı şeyi söylüyordu:
"Mutlaka görülmesi gereken bir yer."
İster istemez daha çok merak ettim Dubrovnik'i...
Bu yaklaşım sadece bize özgü de değil. Hırvatistan'ın bu küçük kasabası, aslında son yıllarda Avrupa'nın da en iyi tatil yöresi... Bir anlamda 1960'ların St. Tropez'si...
Havaalanından Rixos Otel'e giderken, yol boyu tipik Akdeniz coğrafyası dışında pek dikkat çekici bir şey yok. Ama birden karşınıza Dalmaçya kıyılarına kurulu küçük ama etkileyici adeta bir masal şehri çıkıyor.
İşte Dubrovnik burası... İçine girmeden bile büyülüyor... 1300'lü yıllarda kurulan bu taş şehirde her şey eskisi gibi duruyor. Surlar, kale, kilise ve taş evler... Bozulmayan o tarihi yapıyı görünce kendi şehirlerimizle kıyaslıyor ve hayıflanıyorsunuz; "Biz neden şehirlerimizi koruyamadık?"
İnsanda hayıflanma duygusu yaratan Adriyatik kıyısındaki bu küçük kasaba yeni Türkiye'nin yeni işadamlarının da gözde şehri... Son birkaç yıldır Türkiyeli işadamları burada yatırım yapmaya uğraşıyor.
Uğraşıyor diyorum çünkü Hırvatistan'da yatırım yapmak hiç kolay değil.
Tıpkı bizdeki gibi burada da "Yabancılara sattırmayız" diyen "din ve milliyetçilik" eksenli güçlü bir statükocu yapı var.

Dalmaçya'da 'Yeni Osmanlılar'

Bunu ilk yaşayan da Türkiyeli Rixos Grubu... Grup, yaklaşık 3 yıl önce iç savaşta harap olan Libertas Oteli'ni almaya kalkınca karşılarına "Türklere satmayız" diyen sert bir bürokratik yapı çıkmış.
Tabii bu "Türklere satmayız" çıkışının arka planında Osmanlı dönemini hatırlatma da var.
Hırvat bürokrasisi, "Osmanlı'yı buraya sokmadık, sizi de sokmayız" zihniyetinde...
Bu yaklaşım ne kadar tanıdık değil mi?
Aslında Hırvatistan, Türkiye veya başka bir ülke fark etmiyor; dünya köklü bir değişim geçiriyor ve ciddi bir statükocu yapı da direniyor.
Bu iki yapı arasındaki mücadele işi uzatsa da sonunda ortak nokta bulunuyor. Ve Dubrovnik kapılarını "Yabancı sermaye"ye açıyor.
Bu kapıdan Rixos Grubu yaklaşık 40 milyon euroluk yatırımla ilk giren oluyor. Şimdi bunu Doğuş Grubu'nun 100 milyon euroluk yat limanı, otel ve konut yatırımı izliyor.
Böylece Türkiye ile Dubrovnik arasında yeni bir hat oluşuyor. Belki de bu nedenle bu hattın öncü ismi Rixos Grubu'nun genç patronu Fettah Tamince'yi diğer işadamları yalnız bırakmıyor.
Özellikle büyük patronların ilgisi dikkat çekici... Mustafa Koç, Aydın Doğan, Turgay Ciner, Ferit Şahenk ve Erdoğan Demirören burada.
Gördüklerim bu kadarla sınırlı değil tabii... Hamdi Akın, Cihan Kamer, Adnan Çebi, Aziz Torun, Mehmet Bayraktar gibi işadamları ve THY Yönetim Kurulu Başkanı Candan Karlıtekin de açılışa katılıyor.
Tamince'nin spor dünyasından yakın dostları Fatih Terim, Levent Kızıl, Rixos Yönetim Kurulu üyesi, eski Antalya Belediye Başkanı Menderes Türel, medyadan çok sayıda yönetici ve yazar da katılımcılar arasında.
Bir de açılışa Türkiye havasını taşıyan Erol Evgin, Ziynet Sali ve Asena var.
Bu yatırımın önemini ve iş dünyasının ilgisini görünce ister istemez gözüm siyasetçileri arıyor. İlginç, eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik dışında kimse yok.
Son sözü, dünyanın birçok merkezinde yatırımlar yapmaya çalışan Rixos Yönetim Kurulu üyesi Aytekin Gültekin'e bırakıyorum: "Dışarıdan bakınca kolay gözüküyor.
İnanılmaz zorluklar yaşadık bu yatırımı yapmak için. İlk geldiğimizde elimizde sadece bir bond çanta vardı ve kimseyi tanımıyorduk. Şimdi bölgenin en iyi otelinde sizlerle birlikteyiz. Bu bize güç veriyor."
BİZE ULAŞIN