EMRE AKÖZ EMRE AKÖZ

Doğru isim: ‘Arabaş’ çorbası

Bilirsiniz, 'Arabaşı çorbası' denilen, tavuğun göğüs etiyle ve domates salçasıyla yapılan bir çorba var. En son, gazete olarak ziyaret ettiğimizde Konya'da içmiştim; pek lezzetliydi.
Oradaki dostlara sormuştum: Bu 'arabaşı' lafı nereden geliyor, Araplarla bir alakası var mı? Bilen çıkmamıştı. İstanbul'a döndüğümde arar bulurum, diye düşünmüş, sonra da unutmuştum.
Derken lafın kökeni, hiç beklemediği bir kitapta karşıma çıkıverdi.
Ekmekten çeyize, yeminlerden kahveye, Türk kültürünün kayda geçirilmesinde büyük emeği olan Prof. Emine Gürsoy Naskali'nin, Burcu Yanıklar ile birlikte derlediği yeni bir kitabı çıktı: Takvim Kitabı (Kitabevi Yayınları).
Türklerin kullandığı çeşitli 'zamanı dilimleme şekillerini' (takvimler, gün isimleri) anlatan bu kitapta, Doç. Mahmut Sarıkaya'nın "Türkçede Günün Vakitleri ve Arabaş(ı) Çorbasının Adı" başlıklı bir makalesi yer alıyor.
Buradan öğrendiğimize göre, Türklerde geceye ilişkin üç vakit var: Bubaş, Obaş ve Arabaş...
1) Bubaş, çay içilip çerez yenen akşamdan sonraki saatleri karşılıyormuş...
2) Obaş, gecenin sabaha yakın olan kısmına denirmiş. Yani yaklaşık olarak İslam'daki 'sahur' zamanı...
3) Arabaş ise kabaca yatmadan önceki zaman dilimini ifade ediyormuş.
Velhasıl, çoğunlukla kış aylarında, çaydı çerezdi muhabbetti derken karnı acıkanların, yatağa girmeden önce içtiği çorbaya Arabaş Çorbası deniyor.
Sonrası hakkında tahmin yürütebiliriz: Hayat tarzları değişip kelime kullanımdan kalkınca, 'Arabaş' çorbası da... "Mademki her yemek, bir kültürün ürünü, bu çorba da bize Araplardan geçmiş olmalı" denilerek, 'Arabaşı' çorbasına dönüşmüştür.
Not: Arabaş çorbası uyumaya katkıda bulunur muydu? Bilmiyorum. Yatmadan önce içmiş olanlara sormak gerek.
Öte yandan zamane hayatına has bir davranışın tam tersi bir etkisi olduğu, uykusu geleni uyandırdığı, bilimsel olarak kanıtlandı. Olay şu:
Uyumadan önce WhatsApp mesajlarını, e-mailleri, Instagram hesabını, Facebook'u, Twitter'ı, SMS'leri filan son bir defa kontrol etmek uyku kaçırıyor.
Mekanizma şöyle işliyormuş: Uykunuz geldi. Işığı kapattınız. Pat o fiştekçi düşünce: "Şu mesajlara son bir defa bakayım."
İşte o anda, telefonun parlak ekranı ne yapıyor biliyor musunuz? Güneş doğarken harekete geçerek, bizi zinde hale getiren kimi hormonların salgılanmasına yol açıyor. Bunun sonucunda gecenin bir yarısı uykunuz kaçıyor.
Say bakalım koyunları.

***

Bir yastıkta kocamayın!

Artık somut bir karşılığı bulunmayan sözler var. Mesela yeni evlenen bir çift için söylenen, "Bir yastıkta kocasınlar..." temennisi. Bu cümledeki "bir yastık" lafının, simgesel bir ifade olduğunu sanıyor genç kuşak. Halbuki değil.
Geçen gün bizim grubun Arşiv Müdürü Bayram Öz anlattı: "Eskiden yatak odalarında tek yastık olurdu. Karı-koca aynı (uzun) yastığa baş koyardı. Bu durumun devam etmesi, yani evliliğin bozulmaması için de, 'Bir yastıkta kocasınlar (yaşlansınlar)' denirdi.
"1980 Kenan Evren Darbesi'nden sonra, Mahmutpaşa'da tek kişilik yastıklar görülür oldu... Esnaf bunları, "Küstüm yastıkları geldi" diye pazarlamıştı..."
Bir yandan hane gelirinin artması, öte yandan bireyselleşme sonucu herkesin özel yastığı oldu. Bugün otellerde yastığınızı yadırgamamanız için 'yastık menüsü' dahi var.
Bir alışveriş sitesine baktım, yastık çeşitlerini sayıyor da sayıyor: Silikon, yün, ortopedik, pamuk, kaz tüyü, elyaf, lateks, bambu (bu nasıl oluyor acaba?)
Bugün artık bir yastığa baş koymak, mutluluğun değil, mutsuzluğun ve yoksulluğun göstergesi.
Dostlar arasında bu söz geçtiğinde, Bayram Öz'ün şakayla karışık müdahale etmesi boşuna değil yani...

***

Ziya Osman Saba

Yarın (29 Ocak) sevdiğim şairlerden Ziya Osman Saba'nın ölüm yıldönümü. Tek kelimeyle ifade etmek gerekirse hüznün şairini 1957'de kaybettik.
1910 doğumlu (ne kadar kısa yaşamış!) Ziya Osman; hüzün, ölüm, küçük insanların küçük mutlulukları gibi temaları şiirinde sıklıkla işlerdi.
Ben onu ilk, 'Kim bilir' başlıklı şiiriyle sevmiştim:
İlk yağmur damlası düştü
Kuru yapraklarına güzün.
Ardında kış kıyamet,
Dert, hüzün.
Alınyazısı hepsi...
Kısmet...
Ha yazı, ha kışı geceyle gündüzün,
Kim bilir kaç günü kaldı
Ömrümüzün?

Peki, şair hangi şiirini severdi? Bir soruşturmaya verdiği cevapta "Cümlemiz" demiş. İşte o şiir:
Şu garip yeryüzünde anlaşılmaz ömrümüz...
Gelip yanı başıma boynunu büken öksüz,
Evladı gitmiş ana, siyah yeldirmeli dul,
Son kalan eşyasını mezada veren yoksul.
Fakirin iç çekişi, zenginlerin usancı.
Gurbete düşmüş yolcu, yolcu bekleyen hancı
Şu anda yeraltına günahıyla gömülen.
Büyük tımarhanede kahkahalarla gülen.
Ölü, ölü yıkayıcı, hasta, hastabakıcı,
Allahım, cümlemize acı!..

Biraz da pop kültür: Fanatik bir Galatasaraylıymış Ziya Osman. Sadece GS'nin maçlarını değil, şampiyonluk mücadelesini etkileyecek diğer maçları da radyodan anbean takip edermiş.

BİZE ULAŞIN