Türkiye'nin en iyi haber sitesi
CEM SANCAR

NasReddin

Roman dediğin sezgi ve ilhamdır.
Asıl gerçeği söylersek: Her yazar kendi şarkısını söyler. Mukallit olmayanlar böyledir...

***

Kişi yaşar, acı çeker, sevinir, düşer kalkar, âşık olur, kazık yer. Ecnebinin "people watch" dediği şeyi yapar, "insan seyreder" ve dahi hayâl eder. Roman budur. Roman, insanın muhayyilesinde yarattığı bir gezegendir. Atmosferi vardır, canlıları ve nehirleri vardır. Balta girmemiş ormanları, illa ki denizleri...
Gün batımları, leylak ve seher yeli o sayfalardan bize bambaşka hâllerle bakar.
Hayat, ki elbet bir maceradır. Bu anlamda alt yapı üst yapıyı belirler. Fırtınalı yaşayanlar fırtınayı anlatır, fanusundan çıkmayanlar fanusu... İnsan, yazdıkça öğrenir. Kişi kendini keşfetmek için kelimelere âşina olur. İsmet Özel şairin dediği gibi bazı kelimeler, boynumuza notalardan elmas kolyeler gibi asılır, üslup budur...
Kendi medeniyetinin kavram ve kelimelerini hazmetmeyenden bir hırka çıkmaz. Olsa da söküktür, ilk sallantıda çözülür. Hırkayı giymek sözü bize velilerden mirastır ve de hakikatle temastır. Tabii hırkayı mecaz anlamında kullanırlar, yoksa şekil şemaille bu işlerin yürümediği aşikârdır. Sakalını nasıl tıraş edersen et nasibin yoksa durum nakıstır, dırdır edip durursun. Sesin tantanalı bir asabiyet kazanır, şahsın popstar yarışmalarına simli-payetli harflerle yazılır. Sonra kanon dediğimiz türlü çeşit jüri kendi mahallesine göre sana bir isim takar da insanın canı sıkılır.



Eğer ipin ucunu, 'acaba çevrem ne der'e bağlarsan yazlıkların... evet olabilir de yazdıkların olmaz! Bir de şu vardır, yaş baş aldığınızda bu gibi durumlar komiki şehir olur, yakışık almaz.
Yazar insan, bir oyun kurucudur haddizâtında. Bu bilinir. Yalnız buradaki oyun, Muhiddin Baba'nın dediği (Arabi) ariflerin satrancı tarzıdır. İnsan arif olmasa da buna meyleder, öğrenci olur, talim eder. Hayatı yeniden kurgular, duygu ve düşünceleriyle yüzleşir, kendini keşfetmek ister...
"Akletmiyor musunuz" da geçen akıl, faal akıldır. İşlek akıl, hareketin kendisidir. Çünkü hareket hakikattir. İnsan hareketi mertebe mertebe akleder. Kimi Newton'da kalmıştır, kimi Einstein'da. Kiminin aklı fikri Kuantumda. Her mertebe, her bilgi ve inanç o büyük akışın sonucudur. Ama hakikat arayıcısı hiçbirine takılıp kalamaz. Özgür bir kuş misali 'Fert' olmak böyle bir şeydir. Yol tutkunu dediğimiz önce idrak eder ve sonra kendi yolunda mevzuya devam eder...
Kiminin istidattı sanattır. Kendini, "öz benini" oradan keşfeder. "Kendi özünden" eserler çıkartır. Çünkü her insanın kalbinde ilahi bir kudret vardır. Yunus'un bir ben var benden içeri dediği şey budur. Bazıları o kudretin sesini daha çok duymak için kulaklarını çanak anten kadar açar...
Bir sanatçı olarak roman yazarı da aynı yoldan yürür. Hikmetin deniz gözlüklerini takar, hakikatin oksijen tüpünü sırtına bağlar, cesaretin paletlerini ayağına geçirir, kendi derinliklerine dalar. Artık melekesi ne kadarsa, neyi keşfederse onu yazar. Bu bir taşma hadisesidir. Yazar kendinden taşar. Ve de cirmi kadar yer yakar. Yani kabı ne kadarsa o kadarı kitabına sızar.
Modern insan her şeyi bilemez, her bilgiye sahip değildir, fakat bazı kişilerde sezme kabiliyeti içkindir. Biz buna keşif hâli de deriz. Çünkü metafizik alemden fizik alemine akış bitmez. Ondandır ilham yağmaya başlayınca insan kendini tanıyamaz. Kıyısız bir umman onu sımsıkı sarar. Kalem ve klavye, söylemesi zor ama kendi kendine şaklar. Sanatçının ve sanatı yazmak olanın coşkusu öyle olur ki bir çağlayan olur akar. Rüyalarla gerçekler, düşlerle tecrübeler iç içe geçer, kişisel bir armoni omuriliğimizi sarsar. Bir beyin zevkidir bu, ama bedenimiz de müthiş bir hazla sızlar...



BİR DAMDAN DÜŞMELER SENFONİSİ

Üçüncü romanım "NasReddin-Bana Damdan Düşeni Getirin" Turkuvaz Kitap etiketiyle sahnelere çıktı. Raf yerine sahne dedim, çünkü bir hayat sahnesidir bu.
Bu kitapta Nasreddin Hoca'nın hikmetli kişiliğini ve deha ışığını aksettirmeye çalıştım. O, Mahmut Hayrani'nin talebesiydi ve de melâmet ehliydi. Anlayana, tebessüm ve latifeyle hakikati zerk etti.
Aynı anda ironik bir zekaya sahip bir genci, bir mizah yazarını, içine düştüğü maddi-manevi boşluğu ve çıktığı yolculuğu mercek altına aldım. Koluna girdiğim kahramanımın içe doğru seyahatine katıldım. Yanlışlar, hatalar ve tökezlemelerle, amma lâkin halis bir niyetle kendini arayan bir güzel insanı, bizden birini resmetmeye çalıştım. İşin içine rüyalar, gündüz düşleri, delirmeler ve tabii Türkiye karıştı. Zaten Tanpınar, bu ülke bizi daima meşgul eder, demişti...
Tekâmül dediğiniz de nedir ki? Bir damdan düşmeler senfonisi...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA