METİN SEVER

Cinnet eşiğin sadece bir adım ötesinde

Kısa süre önce "Artık ne PKK sadece PKK, ne de Kürt sorunu sadece Kürt sorunu," diye yazmıştım. Eskiden de böyle değil miydi? Belki. Ama hiçbir zaman bu kadar kendi uzağına düşmemişti. 'Kendisi olmaktan' çıkmamıştı. Artık çok sayıda aktör sahnede rol çalmaya çalışıyor. Bunun adına Ortadoğu diyorlar. Pandora'nın kötülük kutusu. Fazlasıyla karmaşık, fazlasıyla komplocu, fazlasıyla şizofren ve fazlasıyla kötücül bir hal. Cinnet, eşiğin sadece bir adım ötesinde.

***

Bir insan savunamayacağı bir şeyi ne zaman yapar? Akıl tutulması anında mı? Bu yüzden mi "Kendimi kaybettim," derler. "Delirdim, çıldırdım," demeleri bundan mıdır? Bu yüzden mi, 'cinnet geçirdi' deriz. Yani o an bir 'kendi olmama', 'insan olmama' anı mıdır? Peki bir örgüt savunamayacağı bir eylemi neden yapar? O da, bir 'kendi olamama' hali midir acep?
***

Işıkların söndüğü, kıblemizi kaybettiğimiz her dönem sığınılacak en önemli kutup yıldızının vicdan ve adalet duygusu olduğunu düşünmüşümdür hep. Hangi vicdan bir yaşındaki çocuğun bombalarla yok edilmesine sessiz kalabilir ki? Hangi adalet duygusu? Ama galiba burada çok dikkat edilmesi gereken ince bir eşik var. Çok seven birinin sevdiğini öldürdüğü an gibi bir eşik. Vicdanın öfkeye dönüşme ihtimalinden söz ediyorum. Vicdanın 'kendisi olmaktan' çıkma halinden. Vicdanın karşıtına dönüşmesinden, başkalaşmasından, vicdansızlaşmasından. Bundan kurtulmanın yolunu galiba Kepler'in Galileo'ya söylediklerinde bulabiliriz: "Kamunun bilisizliğinden akıllıca uzak kalmalıyız." Çünkü, günümüzde bilginin demokratikleşmesi yaygınlaşması ile bilgisizlik; aynı arabaya koşulmuş atlar gibi.
***

Herakleitos, 'karakterimiz kaderimizdir' der. Doğrudur. Kişisel hayat fotoğrafımızdaki çoğu karenin deklanşöründe karakterimizin parmak izleri vardır. Korkaklığımızın, gözü karalığımızın, iyiliğimizin, kötülüğümüzün fırça darbeleri. Toplumların da bir karakteri var galiba. Kocaman bir toplumun, milyonlarca insanın geleceğini, kaderini belirleyen. Çoğu zaman aklın ve vicdanın "Bunu yapma, buradan sap," dediği noktada, tam tersini yapmamıza neden olan. Milliyetçilik, muhafazakarlık, Osmanlıcılık da bu toplumun geleceğini, kaderini belirleyen karakteristik özellikler mi acaba?
***

Kimi zamanlar vardır. "İnadına barış, inadına kardeşlik, inadına adalet," demenin cesaret gerektirdiği kötücül zamanlar. Kalabalığın öfkesi boğar bu ısrarlı düş görme halini. Böyle zamanlarda insan karamsarlığa düşüyor, korkuyor, yalnız hissediyor kendini. Tam da böyle zamanlarda geliyor insanı aklına Brecht'in mektubu. Brecht, 1930'ların sonlarında, Almanya'da Nazilerin iktidara gelişinden sonra işlerini bırakıp ülkeyi terk etmek istediklerini belirten arkadaşlarına yazdığı mektupta şöyle der: "Yapacak işimiz kalmadı demeyin. Cephelerdeki yengilerin haber metinlerini yazarken, şu şöyle, bu böyle yapılsaydı zafer daha çabuk kazanılabilirdi diye bir şey yazıp insanların akıl yürütme yetisini canlı tutabilirsiz ve bu çok önemlidir..." Brecht haklı. Çünkü, kalabalıkların uğultusunun yükseldiği, aklımızın ve vicdanımızın felce uğratılmaya müsait olduğu zamanlarda, insanın, akıl yürütme yetisine sahip çıkabilmesi çok önem kazanıyor. Tabii ki, akıl yetisini uyaracak her işaret fişeği de.

"O GÜZEL İNSANLAR, GÜZEL ATLARA BİNİP GİTTİLER..."
Bir güzel insan daha o güzel atlara binip gitti. Galatasaraylı eski futbolcu Metin Kurt vefat etti. Galatasaray'ın üç yıl üst üste şampiyon olduğu Brian Birch döneminin en gözde futbolcusuydu. Çizgiye kadar inip yaptığı ortalarla şampiyonlukta büyük pay sahibi oldu.
Futbolcular arasında sendikalaşma hareketini başlatınca futbol endüstrisinin babaları tarafından aforoz edildi. Ama hayatta da tam bir çizgi adamıydı. İstifini hiç bozmadı. Yıldızlar içinde yatsın.


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN