REFİK ERDURAN

İmreniyorum

Çoğu insan için yıldönümlerinin önemi vardır.
(Eşinizin doğum gününü unutun da görün!)
Yılların yuvarlak sayıları özellikle önemsenir; olayların 10'uncu, 25'inci, 50'nci, 75'inci, 100'üncü yıldönümleri ağırlıklı kutlanır.
Çin'de gelenek farklı: ömrün en ciddiye alınan dönemeci 60'ıncı doğum günü. O nedenle yarın orada yer yerinden oynayacak.
Çünkü 1 Ekim 1949 sabahı Pekin'in ünlü Tiananmen Kapısı önünde Mao meydanı dolduran mahşer kalabalığına seslenerek Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulduğunu açıklamış, konuşmasının sonunda şöyle haykırmıştı:
"Halkımız ayağa kalkmıştır!"
Bugün o sözün önemini fark etmek zor. "Yatıyorlar mıydı ki ayağa kalkmışlar?" denebilir.
Evet, yatıyorlardı. Batı'nın gözünde ve ayağının altında yerlere seriliydiler.
Dünyanın en eski ve en derin uygarlıklarından birinin mirasçısı olan Çin halkı yeni yetme Batı bezirgânlarına yenik düşmüş, afyona alıştırılmış, sağmal inek sürüsüne dönüştürülmüştü. "Efendileri"nin gözünde onursuz, yeteneksiz, bilinçsiz, güçsüz ve umutsuz bir güruh durumundaydılar.
Japon istilası da tüy dikmiş, komşunun faşist orduları ülkeyi ezip geçmişti. Çan Kayşek rejimi ise yabancı piyonu olmuş, halkın iç ve dış düşmanlarıyla işbirliği yapıyordu.
Mao işte o ahval ve şeraitte ulusunu seferber etti, ayağa kaldırdı, yepyeni bir ülke kurdu.
Yarın ekranlarda Pekin'deki görkemli kutlamaları izlerken bunları hatırlayacağım.

***

Sorabilirsiniz "Çin'de sonra neler oldu?" diye.
Doğrudur: bir dönem saçmalandı. Aynı Sovyetler'deki gibi, merkezden yağdırılan direktifler ve bürokratik zorlamalarla ülkenin belirli bir modele göre biçimlendirilmesine çalışıldı. Çok can yandı, yıllar yitirildi, ekonomik çöküntüye yol açıldı.
Ama daha sonra kültür mirasındaki sağduyu ve bünyedeki enerji ağır bastı, Stalinist kemikleşme çıkmazına girilmedi, insancıl toplumculuk hedefinden sapılmadan piyasa ekonomisinin dinamizmi devreye sokuldu.
Hayal gücünüzü zorlayarak şöyle bir fantezi oluşturun kafanızda:
Mustafa Kemal ölmemiş. Cumhuriyetin kuruluş dönemindeki biçimiyle (İnönü ya da Baykal yıllarındaki biçimiyle değil!) partisinin başında. Ülkeyi o parti yönetiyor.
Başbakan kim? Turgut Özal!
Kapitalizmin hukuk çerçevesi çizilmeden dizginlerinin bırakılarak vahşileşmesine, rüşvetçilik türünden hastalıkların yayılmasına, toplumun bayağılaşmasına izin verilmiyor ama ekonominin köstekleri bir bir çözülüyor, avantacılığın yerini üreticilik alıyor, kaynaklar ve maddi manevi potansiyeller işletmeci zekâsıyla değerlendiriliyor...
Türkiye uçmaz mı?
Çin'de öyle bir şeyler oldu işte.

***

Sonuç:
Bugün o ülke dünyadaki en büyük üçüncü ekonomiye sahip (Amerika ve Japonya'dan sonra). Gelecek yıl ikinciliğe yükselmesi, 2020 sıralarında Amerika'yı yakalaması, daha sonra da geçmesi bekleniyor.
Zaten bugün onun -ve herkesin- bir numaralı alacaklısı. Bilimde, fende, teknolojide, askerlik gücünde ön saflarda. Birinci sınıf bir yüksek eğitim sistemi kurmakta.
Bütün ülkelerle arası iyi. Uluslararası itibarı dorukta...
Durumlarımız arasında paralellik çizmeye çalışmıyorum. Benzemeyen yanlarımız çok tabii.
Ama Çin'den öğreneceklerimiz de çok.
BİZE ULAŞIN