REFİK ERDURAN

Velev sellim

Bilmiyorsunuz, değil mi, öyle bir deyim? Eee, ne yapalım, gençliğin de sakıncaları var. Benim gibi dinozorlar dilimizin tumturaklı söz süslerine boğulduğu yıllara yetiştiler. Siz o laf kalabalığından yoksun kaldınız.
Başlıktaki deyimi ilk kez babamın ağzından duymuştum. Birisiyle tartışırken "Velev sellim öyle olsun, sen yine saçmalıyorsun!" diye bağırmıştı.
Ne demek olduğunu sormuştum sonradan.
"Velev ki demek."
"O ne demek?"
Karışık bir açıklama yapmıştı gülerek:
"Haklı göründüğün halde haksızsın, ama bunu fark edecek aklın yok demek."
Yine anlayamamıştım.
Günümüzde kimi tartışmaları izlerken anlıyorum.

***

Garip bir yatkınlık var çekişen kesimlerden birkaçında. Gündeme gelen çözümleri değerlendirirken hasım ağzına bakıyor, söz konusu önerinin ona yarayıp yaramayacağını kestirmeye çalışıyor, yanıtın evet olduğunu düşünürlerse hemen karşı çıkıyorlar.
"Madem karşımdakinin işine geliyor, onun komplosudur."
Kimi çözümün hem hasma hem kendilerine yarayabileceğini akılları almıyor.
Düşman saydıkları kişiyle birlikte içinde bulundukları tekne delinse de adam "Su boşaltalım" dese, yanaşmayacaklar. Boğulmak onun oyununa gelmekten iyi.
Kendi çözüm üretme gücümüze güvenmememiz her atılım olasılığına gölge düşürmekte.
Azerilerle arasını bulup Ermenistan'la barışmamız umudu mu belirdi?
"Dur bakalım! Bunun gerisinde ya Batı'nın hesapları vardır, ya da Doğu'nun dolapları. Belki ikisi birden!"
Kuzey Irak'ta oluşacak güç boşluğunun nasıl doldurulacağını Maliki ve Barzani ile konuşmaya mı başladık?
"Aman ha! Orada Amerikan planı var!"
Yahu, var elbette. Her yerde İngiliz katakullisi de var, Fransız çalımı da, Rus satrancı da. Herkesin dolabı kendine. Atacağımız adım bizim çıkarımıza uygun mu, değil mi?
Bunu kendi aklımızla hesaplama ve ona göre davranma gücümüz yok mudur?
***

Şimdi PKK belası ininden çıkmaya, dağından inmeye başladı ya. Üç gündür "Emir İmralı'dan mı?" sorusuyla yatıp kalkıyoruz.
Velev ki oradan. Ayrıca yurtdışından. Ne olacak?
Gelişme ülkemize yararlı mı, değil mi? Ona bakalım.
Efendim, Kürtler coşkulu. Dans ediyorlar, havai fişek atıyorlar, zafer işareti yapıyorlar.
O işaret "Yendik" anlamına gelmiyor da barışın zaferini yansıtıyorsa ne güzel! Yok, "bölücülük" için kullanılır, ölçüler o yönde kaçırılırsa suç oluşur, gereği yapılır.
Bir temel gerçek de unutulmamalı. Geniş tarih perspektifinde mağdur taraf Kürtlerdir. Kimilerinin bir süre tepkili kalmalarını yadırgamamak doğru olur.
"Kan döktük, barışamayız" havası da sürdürülmemeli. Kan karşılıklı döküldü.
Yaşanan gaddarlıklar tarihe gömülmeyecekse Ruslarla, Ermenilerle, Yunanlılarla, Bulgarlarla, Sırplarla, hatta Macarlar ve Araplarla da sürgit kan davalı olmamız gerekmez mi?
***

Mantıklı davranış beklentimizde bir büyük istisna gözetmek zorundayız: şehit aileleri. "Ateş düştüğü yeri yakar" en doğru atasözümüzdür. Yakar ve hiç sönmez.
Onlar ne söyleseler, ne yapsalar, hangi tepkiyi ne kadar sürdürseler yerden göğe haklıdırlar. Hepsini bağrımıza basalım, birlikte ağlayalım, kulaklarına fısıldamaya çalışalım:
"Vatana huzur gelsin, başka delikanlılar ölmesin, kaybettiklerimiz de boşuna toprağa düşmüş olmasın. Şehit ruhlarını ancak öyle şad ederiz."
Oğullarının taşlarına bakakalan analar duymazsa ona da şaşmayalım. Tekrar okşayalım saçlarını. Şefkatle, saygıyla.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN