ERDAL ŞAFAK ERDAL ŞAFAK

Umut ve riskler

Bugün birinci sayfadan verdiğimiz Diyarbakır'daki 19 Mayıs kutlamaları fotoğrafını uzun uzun inceledik. Vali Hüseyin Avni Mutlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve 7'nci Kolordu ve Garnizon Komutanı Korgeneral Bekir Kalyoncu'nun aynı cipte halkı selamladıkları fotoğrafı.
Sonra şu cümleleri not ettik:
"Bu bayram, bu vatan, bu ülke hepimizin. Cumhuriyet'i Türkler ve Kürtler birlikte kurdular." (DTP Muş Milletvekili Sırrı Sakık)
"Bu bayram Atatürk'ün bütün Anadolu halkına güveninin simgesi. Devleti yönetenler Atatürk'ün yaklaşımını sergilemeli, Anadolu halkına güvenmeli." (DTP Muş Milletvekili Nuri Yaman)
"Dini, milli tüm bayramlar, bizlerin de bayramıdır." (DTP'li Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak)
"19 Mayıs törenlerine katılmak benim için onur vericidir." (DTP'li Van Belediye başkanı Bekir Kaya)
Bu tablo, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün "Kürt sorunu" ile ilgili olarak Şam'da biz gazetecilere yaptığı açıklamadaki "Çözüme gitmek zorundayız. Çözüm sadece hükümete bırakılamaz.
Diğer siyasi partilerin de, entellektüellerin de sorumluluğu var. Herkesin katkı sağlayıcı olması lazım. Herkes elini taşın altına koymalı" çağrısına seçilmiş Kürt siyasilerin cevabını yansıtıyor.
SABAH dün de diğer Kürt siyasetçilerinin ve Diyarbakır'daki sivil toplum örgütleri temsilcilerinin destek mesajlarını manşetten yayınlamıştı.
Gül'ün katkılarını beklediği aydınlar da önümüzdeki günlerde bir bildiri yayınlamaya hazırlanıyorlar.
Ana Muhalefet Lideri Deniz Baykal da dünkü yazımızda anlattığımız çözümün gecikmesi durumunda dış güçlerin soruna müdahil olmaya kalkışmaları tehlikesini işaret ederek, "Bu sorunu biz çözmeliyiz" diyor.
Tüm bunlar geçmişte çeşitli tarihlerde estirilmiş umut rüzgârlarından farklı olarak bugün ilk kez "Çözüm" konusunda çok ciddi ve geniş bir uzlaşmanın veya buluşmanın sağlandığını ortaya koyuyor.
Bu da olası çözümün siyasal, toplumsal ve tarihi meşruiyet zeminini güçlendiriyor.

Tehlikeli sularda yüzmek

Ama asıl sorular ve sorunlar bundan sonra başlayacak.
Öncelikle bir çözüm diyalogu için iki taraf gerekiyor. Kürt kökenli yurttaşlarımızı "Kim" temsil edecek? Ortaya çıkacak muhatabın o yurttaşlarımızın çoğunluğunun desteğine sahip olduğu nasıl belirlenebilecek?
Bir başka soru: Çözüm milli iradenin biricik temsilcisi Meclis çatısı altında mı aranıp bulunacak? Yoksa Meclis'ten dışarda kotarılmış bir çözümü onaylaması mı istenecek?
Daha önemli bir soru: Cumhuriyet'in iki kurucu unsurunun arasındaki sorunları aşmayı amaçlayan bir kardeşler diyalogu mu olacak bu görüşmeler, yoksa bazılarının hafiften hafiften seslendirmeye başladıkları gibi bir "Barış anlaşması" anlamı mı yükletilecek, yoksa yine bazılarının ciddi ciddi bekledikleri gibi, "Devletin yeniden kurulması"nı öngören bir "Konferans" gibi mi planlanacak?
Ve en önemli soru: Varsayın ki, muhatap olarak Kürtler'in Meclis'teki temsilcisi DTP belirlendi. Onlar da bugüne kadar tekrarlaya geldikleri görüşlerini veya taleplerini ya da koşullarını daha işin başında masaya getirdiler: "Kürt sorununun çözümünde gerçek muhatap Öcalan'dır. Önce Öcalan sorunu çözülmeli." Yani? "Öcalan'ı da kapsayacak", daha doğrusu "Öncelikle Öcalan'ı İmralı'dan çıkaracak" bir af? Böyle bir dayatma durumunda ne olacak?
Bazı kesimlerin şimşeklerini üstümüze çekmek pahasına her şeyi açık açık yazarak, hem sorunun çetrefilliğini ortaya koymaya çalışıyoruz, hem de yeniden kucaklaşmak, kaynaşmak isterken yeni ayrılık tohumlarının ekilmesi tehlikesine dikkat çekmeyi amaçlıyoruz.
Sadece soğukkanlılığa değil, sağduyuya da, akılcılığa da, sorumluluğa da her zamankinden fazla ihtiyaç duyduğumuz günlerden geçiyoruz.
Evet, Kürt sorununun "Tek devlet, tek bayrak" temelinde çözümü için gerçekten bir anlayış birliği ve umut ortamı oluştu.
Ancak bir yanlış adım o umutları kâbusa çevirebilir. Aman dikkat.
BİZE ULAŞIN