ERDAL ŞAFAK ERDAL ŞAFAK

Gerçekçi olmak

Brüksel ve Berlin gezimizde peş peşe üç gün yazdığımız için Türkiye-AB ilişkileri konusuna yeni bir gelişme oluncaya kadar ara vermek niyetindeydik. Ancak Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'ın dün verdiği mesajlar nedeniyle kararımızı bir gün erteledik.
Bağış "Le Monde" gazetesinde yayınlanan demecinde "Türkiye, AB'ye ya tam üye olur ya da hiç olmaz" dedi. "Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği'nce (MÜSİAD) düzenlenen "AB-Türkiye ilişkileri" konulu toplantıdaki konuşmasında ise AB'ye 2013 veya 2014'te üye olabileceğimiz beklentilerini "Gerçekçi bulmadığını" belirtti.
Bağış'ın biri Avrupa, diğeri ise Türkiye kamuoyuna yönelik mesajları aslında birbirini tamamlıyor. Zira AB'de Türkiye'ye tam üyeliğin dışında bir statü verilmesi yanlıları, Türkiye'de ise tam üyelik için 2013-2014 yıllarını hedef gösterenler cephesi her geçen gün biraz daha güçleniyor. İki tarafın niyetleri de Bağış'ın dediği gibi "Gerçekçi değil" ama birbirini besliyor.

Deveye hendek atlatmak

2013-2014'te üyelik hedefinin neden gerçekçi olmadığını madde madde anlatmaya çalışalım.
1- Türkiye'nin tam üyeliğine geçit vermeyenlerin başında gelen Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile Almanya Başbakanı Angela Merkel çok büyük olasılıkla o tarihlere, yani 2013-2014'e kadar işbaşında kalacaklar. Sarkozy'nin cumhurbaşkanlığı süresi 2012'de doluyor ama 5 yıllığına yeniden seçilmesine daha şimdiden kesin gözüyle bakılıyor. Merkel'in ise bu sonbaharda yapılacak genel seçimleri çok kolaylıkla ve fark atarak kazanacağını rakipleri bile kabul ediyor. Bu da ona en az 4 yıl daha iktidar kapılarını açıyor. Ve de Sarkozy-Merkel ikilisi var olduğu sürece Türkiye'nin AB'ye katılması hemen hemen imkânsız.
2- Geçen hafta sonundaki seçimlerle yenilenen Avrupa Parlamentosu (AP) 2014'e kadar görev yapacak. Yeni AP'de Avrupa Halk Partisi'nin başı çektiği Türkiye karşıtları son derece güçlü bir konuma geldiler. Oysa Türkiye- AB müzakereleri bittikten sonra üyeliğe kabul için belirleyici oylama AP'de yapılacak. Geçit vermesi mümkün mü?
3- Jose Manuel Barroso başkanlığındaki AB Komisyonu yenilenecek. Sarkozy ve Merkel, Barroso'ya destek vereceklerini açıkladılar ama bir koşul öne sürdüler: "İkinci dönemle ilgili niyetlerini ve programını bize önceden bildirmesi gerekiyor." Talepleri açık: Barroso'dan AB'nin genişlemesi konusunda nasıl bir politika izleyeceğini soruyorlar. Bu da ikinci döneminde, yani 2014'e kadar genişlemeye, özellikle de Türkiye'nin üyeliğine daha soğuk bir Barroso ile karşı karşıya kalabileceğimiz anlamına geliyor. Eh, buna bir de genişleme komiserinin değişmesi, yani Olli Rehn'in yerine Türkiye'ye daha mesafeli, dolayısıyla daha çok kök söktürecek birinin getirilmesi olasılığının epeyce yüksek olduğunu ekleyin...
4- AB'nin 2013 sonuna kadar bütçesi çoktan bağlandı. Ve bu bütçede Türkiye'ye üye olması durumunda özellikle tarım ve çevre alanlarında aktarılacak fonlar için tek avroluk bile kaynak yok.
Kısacası AB'ye Türkiye'yi 2013- 2014'te üyeliğe kabul ettirmek, deveye hendek atlatmaktan daha zor.
Tabii birbirinden zorlu reformlarla Türkiye'yi o tarihlerde AB'ye hazır bir ülkeye dönüştürmek için önümüzdeki 4-5 yılın yeterli olup olmayacağı da başlı başına bir tartışma konusu.
Tüm bu faktörler AB'ye üyelik için gerçekçi hedeflere, örneğin 2014-2020 arası bir tarihe odaklanmanın daha doğru ve isabetli olacağını ortaya koyuyor. Bize sorarsanız, 2023'te, yani Cumhuriyet'in 100'üncü yıldönümünde üyeliğe bile razıyız. Yeter ki olabilelim.
BİZE ULAŞIN