SALİH TUNA SALİH TUNA

Ama senin masalın da çoktan bitti Asuman

Sömürgeci aydınların despotizmi piyasayı kasıp kavuruyor, herkes onların ağzına bakıyordu.
Onlar da maşallah kaptırıp gidiyorlardı.
Her alanda çözüm önerileri sunuyor, hatta bazen önce sorun üretip sonra çözüm buluyorlardı.
Kavramlaştırmaları, tasnifleri de hep "çözülmeye" mündemiçti.
Bir defasında Irak'ı, "Sünniler, Şiiler ve Kürtler" şeklinde tasnif etmişlerdi.
Sanki Kürtlerin bir mezhebi yoktu veya sanki Sünnilik ve Şiilik bir kavmin adıydı.
Evet, bu aydın ulemasına göre, Kürtlerin bir bakıma "mezhebi" yoktu. Zira o "mezhebi" kendileri içtihat marifetiyle oluşturacaklardı.
Bu nedenle matine-suare IRA, FARC, ETA vesaireden örnekler taşımaya başlamışlardı.
Kimsecikler de bambaşka tarihi tecrübelerden geçmiş, bambaşka mana iklimiyle yoğrulmuş halklardan çözüm önerileri nakletmenin garabetini sorgulamadı.

***
AB'yi hedef gösteriyorlar, "çözüm" diyerek de ağrısız pansumansız "parçalanmayı" öneriyorlardı.
Sömürge aydınlarının görevi sosyolojiyi bu duruma ikna etmekti.
Ah ağızlarından da bal damlıyordu...
Kopenhag Kriterleri, Helsinki Yurttaşlar Bildirgesi, Paris Şartı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, demokratikleşme gırla gidiyordu.
Hayır yani, kim özgürlüğe, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne falan karşı çıkabilirdi ki.
Ezik yazarçizerler (bunların birçoğu şimdilerde "AKPli fırıldak" oldu) de bu aydınların gözüne bakıyor, onlara şerh düşerek akredite olmaya çalışıyorlardı.
Bilmedikleri...
Nöbetçiliğine soyundukları bu çıkartma kâğıdı hüviyetindeki sömürgeci aydınları da Batı'daki düşünce efendilerinin kölelerinden başka bir şey değildi.
Tek orijinal cümleleri de yoktu. En ünlü tarihçileri bile tarihin kaydını düşmekten öteye geçememişti.
***
Fetullah'ın "teknik nakavt" olarak nitelendirdiği aşamaya varıldığında, akıl almaz bir senkronizasyonla harekete geçtiler.
"Teknik nakavt" mı?
En yalın anlatımla, güvenlikçilerle güvenliği, hukukçular eliyle de hukuku esir almaktan ibaretti.
Öncelikle nakavt etmeyi planladıkları liderin meşruiyetini sorgulamaya kalkıştılar.
Harici ve dahili algı operatörleri 2011'den itibaren Sayın Erdoğan'a, "diktatör, otoriter" demeye başladı.
İlginç olan şuydu:
PKK'nın daha ilk mektep çağındaki çocuklara "Katil Erdoğan" dedirttiği tarihle FETÖ'nün "teknik nakavta" kalkıştığı tarih aynıydı. (Halbuki, aynı dönemde Erdoğan, "siyasi hayatıma mal olsa da analar ağlamayacak" demişti.)
FETÖ 17- 25 Aralık 2013'te "teknik nakavta" kalkıştı.
Başaramadılar.
15 Temmuz'da da final yaptılar.
Yani, bittiler.
Haliyle, FETÖ'yle birlikte hareket eden mahut aydın makulesi de bitti, artık pul kadar değerleri kalmadı.
İçlerinde en entelektüel olanlarından biri geçen günkü yazısında, Afrin'de Türkiye Kürt ilişkisi İsrail-Filistin'e dönüşebilir, dedi. Bu durumda, ABD'nin "kara orduları" da PKK değil, HAMAS oluyor herhalde. Hey Allah'ım ya!
Neyse, masal bitti.
Şimdilerde, FETÖ'nün kumpas malzemelerini tüketmeye doyamayan, AK Parti'nin FETÖ'ye karşı verdiği mücadeleyi "yesinler birbirlerini" diyerek seyreden eski masalcılar arzı endam etmeye başladı.
Savaş varken başkomutan konuşmayacak da kim konuşacak Asuman?!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN