ÜLKÜ TAMER

Yazdan çizgiler

Huston'un "Moby Dick"i Irwin Shaw, Genç Aslanlar romanının sinema haklarını yapımcı Darryl Zanuck'a satmış. Filmin senaryosuyla da, çekimiyle de ilgilenmemiş. İlk gösterimden sonra Zanuck'la karşılaşmış.
"Nasıl," diye sormuş Zanuck, "filmi beğendiniz mi?"
"Beğendim," demiş Shaw. "Romanlaştırma haklarını bana satar mısınız?"
Zanuck, "Elbette," diye yanıtlamış. "Ama bir koşulum var: Siz de sinemaya uyarlama haklarını bana satacaksınız."
Klasiklerin çizgi romana uyarlanması konusunda tartışmaları okurken aklıma bu anekdot geldi.
Bu konuda en güzel yazıyı geçen Pazar Hasan Bülent Kahraman yazdı: "İkisi birbirinden farklıdır. Birisi edebiyattır ve özünü edebiyat yapıtının yazarı oluşturur. Diğeri çizgi romandır, onun sahibi de çizeridir. Dolayısıyla Suç ve Ceza'nın o çok güzel çizgi romanından hoşlandıysanız, bu sizin Dostoyevski'yi değil, çizeri Korkos Mairowitz'i sevdiğiniz anlamına gelir."
Ne kadar doğru... Bir yazarın yarattığı öykü, bir başka sanatçının bir başka dalda sunuşuyla veriliyorsa, onu elbette edebiyat çerçevesi içinde değerlendirmemek gerek. Sözgelimi, Herman Melville'in Moby Dick'ini beyazperdeye aktaran John Huston, öyküye kendi kişiliğinin damgasını vurmuştur.
Macbeth çizerinin yaptığı gibi.

***

Bir halk sanatçısı
Macbeth denilince Shakespeare... Kuşkusuz, tiyatro tarihinin en büyük yazarlarından biri, belki de en önemlisi...
Shakespeare bir "halk sanatçısı" değil de, sadece seçkin seyircilerin ilgilendiği bir yazar olsaydı yüzyıllara dayanabilir miydi? Oyunlarını, kendi döneminde Globe Tiyatrosu'nda, kimileri okuma yazma bile bilmeyen İngilizler oturmadan, ayakta seyrediyorlar, Falstaff'a gülüyorlar, Iago'ya küfrediyorlar, Kral Lear'in acı kaderinden ibret alarak gözyaşı döküyorlardı.
Ülkemizde Shakespeare'le seyirci arasına zaman zaman buzdağları yerleştirildi. Onun oyunlarını anlamanın, anlatmanın, sergilemenin bir "ayrıcalık" olduğu düşünüldü.
Ama Darülbedayi'de "yüce" Shakespeare'in bir oyununun yirmi temsili bile başarı sayılırken, "Othello Kamil" Arabın İntikamı'yla Anadolu'yu kırıp geçirmiyor muydu?
Shakespeare'i dilimize çevirirken de, sahnelerken de onun her şeyden önce "gişe açısından son derece başarılı bir halk sanatçısı" olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor.

***

Edebiyatı diri tutanlar
Onlar amatör dergicilerdir. Basımevlerine, kâğıtçılara borçları vardır. Telif ücreti zaten ödeyemezler. Dergi giderleri için her ay belirli bir para ayırırlar ceplerinden. Tanıdıkları da arada bir yardım eder. Değil binaları, kiralayabildikleri bir oda bile yoktur genellikle. Bekâr bir arkadaşın evini kullanırlar. Ünlü yazarlardan yazı isteyemezler; belki istemeyi bile düşünmezler. Kendi şiirlerini, öykülerini, denemelerini, eleştirilerini yayımlarlar.
Profesyonel dergilerin durmuş-oturmuşluğu, ağırbaşlılığı yoktur yayınlarında. Dünyanın kusurunu görürsünüz. Sayfa düzenleri acemicedir. Fiyakalı biçim oyunları bazen yazıların içeriklerini bile ezecek boyutlara ulaşır.
Üç ay, beş ay, on ay dayanabilirler. Dergileri kapanınca yeni tasarılara yönelirler hemen.
Coşkuludurlar. Profesyoneller diriliklerini korumak için ilaç kullanırken, onlar doğal besinlerden vazgeçmezler. Dirilikleri doğaldır.
Varlıkları, önemleri, ancak yokluklarında farkedilen çılgınlardır onlar.

***

Kedisever millet
Kedisever millet olduğumuz söylenir. Palavra. Kediseverlerin şamatası daha fazla olduğu için öyle sanılıyor. Çevrenize bir bakın. Yavru kedi alıp azıcık büyüyünce sokağa atanlar... "Ne şirin şey" deyip tekmeyi basanlar... Kedi cenneti sayılan, daha doğrusu sanılan Topağacı'nda bile zulmün daniskası var. Kuaförü bahçede kedi görürse kafasını taşla parçalayacağını söyler, kapıcısı apartman temizliğini bırakıp kedi temizliğine girişir.
En kedisever millet hangisiymiş, biliyor musunuz? Ben yeni öğrendim. Japonlarmış. Kedinin uğur getirdiğine, mutluluk getirdiğine inanırlarmış. Japon Budistleri ölen kedileri öteki dünyaya törenlerle yolcu ederlermiş.
Tokyo'da kedilere adanmış bir tapınak bile varmış. Kedi resimleriyle, heykelleriyle, rölyefleriyle dolu tapınakta rahipler "göçmüş kediler" için her gün dua ederlermiş.
Ey Bilge Karasu... Yoksa sen de Japon muydun?
BİZE ULAŞIN