ÖMER TAŞPINAR

İran'da rejim ve seçim darbesi

1979'da yaşanan İran İslam devriminin birçok eleştirilecek tarafı vardır. Ama İran devrimi aynı zamanda bir ilki gerçekleştirmiştir. Ortadoğu tarihinde ilk kez Fransız devrimine benzer gerçek bir halk darbesi ve ayaklanması olmuştur. Öğrenciler, işçiler, esnaf, İran komünist partisi (TUDEH) hepsi birden Şah rejimine karşı demokrasi amacıyla ayaklanmışlardır. Ama maalesef devrim sonuçta Molla'lar tarafından ele geçirilmiştir. Ortadoğu coğrafyasında İran'da 1979'da yaşanana benzer başka bir halk devrimi olmadı bugüne kadar.
Evet, sonuçta İran'da siyasi rejim İslami bir yöne girdi. Ama aynı zamanda Şah dönemine oranla daha demokratik bir siyasi yapı oluştu. Şah döneminde İran tipik bir diktatörlüktü. Oysa 1979 sonrasında İran İslam Cumhuriyeti bütün otoriter eğilimlerine rağmen Şah dönemine oranla daha demokratik bir sürece girdi. Eskisine oranla halkın sesi daha çok dinlenir oldu. İran'ı diğer Ortadoğu diktatörlüklerinden farklı kılan da budur zaten. Bütün baskılara ve İslamcı otoriter siyasi yapıya rağmen İran'da halkın sesi dinlenir. Basında nispeten özgürlük vardır. Meclis'te ciddi tartışmalar yapılır. Ve en önemlisi seçimler yapılır. Mesela basit bir soru soralım: Mısır mı daha demokratik yoksa İran mı? Mısır'da seçim olduğunda kimse sandığa bile gitmiyor. Çünkü kazanacak olan belli. Oysa İran'da seçimler heyecanlı olur. Kim kazanacak belli değildir. Milyonlar sandığa koşar. Ve 1997'de Hatemi ile olduğu gibi bu seçimler bazen sürpriz sonuçlar ortaya çıkarır. Bu nedenle İran'da seçimler meşrudur. Hile ve yolsuzluk yapılmaz.
Ama artık İran'da seçimler meşru değil. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'ın seçim zaferi hile dolu gözüküyor. Hiç kimse Ahmedinecad'ın daha ilk turda oyların yüzde 63'ünü alarak seçimleri rahatça kazanmasını beklemiyordu. Muhalefet ve birçok gözlemci tarafından ortaya atılan, seçimde yaygın ve sistemli yolsuzluk yapıldığı şeklindeki iddialarda önemli bir gerçeklik payı var. Sandıkların erken kapanması, seçim sonrasında haber yasağı getirilmesi, bağımsız gözlemcilerin sınır dışı edilmesi, devlet televizyonunda seçimleri Ahmedinecad'ın kazandığının ilan edilmesi, bölgesel seçim sonuçlarının saklanması, binlerce polisin protesto eden halkın üzerine saldırması. Bütün bunlar serbest, adil ve demokratik bir seçim yaşanmadığını gösteriyor. Hatta rejimin ve Ahmedinecad'ın bir seçim darbesi yaptığını söylemek mümkün.
Sandıkların açılması ve Ahmedinecad'ın hemen muzaffer ilan edilmesi üzerine muhalefet lideri Musavi şu açıklamayı yayımladı: "Yaşanan pek çok açık ihlali şiddetle protesto ediyorum ve uyarıyorum; bu tehlikeli maskaralığa boğun eğmeyeceğim. Bu tehlikeli sürecin sırlarını ifşa etmek ve ülkenin geleceğine yönelik yıkıcı sonuçlarını açıklamak benim için dini ve ulusal bir vecibe. Bazı yetkililerin icraatının getirdiği bu sonuç, İslam Cumhuriyeti'nin payandalarını tehlikeye atmak ve zorbalığa yol açmaktır. Bu yaşanan diktatörlük yönetimidir. Halk hileyle iktidarı ele geçirenlere saygı göstermez. Bu halkın oylarına ihanettir."
Durum böyle olunca gözler hemen ülkede asıl siyasi güçü temsil eden dini lider Hamaney'e döndü. Hamaney ise daha sonuçları beklemeden Ahmedinecad'ı tebrik edip şu açıklamayı yaptı: "Yüzde 80 katılım ve mevcut cumhurbaşkanına verilen oylar, ülkenin ilerlemesi, ulusun güvenliği ve milletimizin esenliğini garanti eden gerçek bir şölendir. Bu başarıyı kutluyor ve herkesi bu ilahi lütuf için şükre davet ediyorum. Düşmanlarımız bazı kötü niyetli kışkırtmalarla bu başarıyı bozmak isteyebilir. Ama unutmayın ki seçilen bütün İran'ın cumhurbaşkanıdır, onu herkes desteklemeli."
Peki bütün bunlar ne anlama geliyor? İki sonuç çıkarmak mümkün. Birincisi: İran İslami Cumhuriyeti artık demokratik meşruiyetini yitirmektedir. İkincisi: İslami rejim Obama'nın diyalog ve değişim mesajından son derece korkuyor. Yazık. İran halkı bu seçim darbesi nedeniyle barış ve adalet adına ciddi bir fırsat kaybediyor.
BİZE ULAŞIN