TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
ÖMER TAŞPINAR

İran nereye gidiyor?

Washington

Geçen hafta yazımda İran'da seçim sonuçlarının bir rejim "darbesine" kurban gittiğini ve bu nedenle İran İslam Cumhuriyeti'nin artık kendi halkının gözünde ciddi bir demokratik meşruiyet krizi yaşayacağını ifade etmiştim. Son günlerde Tahran'dan dünyaya yansıyan sahneler gelişmelerin maalesef kanlı bir şekilde hızla bu yönde ilerlediğini teyit ediyor.
İran'da yaşananlar 1979 devrimine benzer bir halk ayaklanması değil tabii ki. Rejime karşı bir devrim beklemek şu aşamada ütopik olur. Ama İran neden farklı olduğunu, özelliklede Ortadoğu genelinden çok farklı olduğunu, bir kez daha siyaseti kitlesel şekilde sokağa dökerek gösteriyor. Ortadoğu tarihinde gerçek anlamda bir halk devrimi gerçekleştirmiş yegâne ülke olan İran, Şah rejiminin zulmüne karşı çıkan 1979 ruhunun halen yaşadığını dünyaya gösteriyor.
Son yıllarda gittikçe otoriterleşen İslami rejim bugün ektiğini biçiyor. Dini lider Hamaney eğer protesto eden halkın üzerine silahla gidilmesini emrederse milyonların kitlesel hareketi karşısında çaresiz kalabilir. Nitekim insanlar tıpkı Humeyni'yi iktidara taşıyan 1979 devriminde olduğu, gibi ev çatılarından "Allah-ü Ekber" diye seslenerek rejime başkaldırıyorlar. İran böyle bir yer işte. Halkın sesini hiçe saymak, seçime hile karıştırmak, bu ülkede diğer Ortadoğu ülkeleri kadar kolay değil.
Rejim İslami olduğu için birçok kişi tarafından sanki bölgenin gerisinde olduğu zannediliyor. Oysa İran, tıpkı Türkiye gibi aslında siyasi kültür ve siyasete toplumsal katılım açısından bölgenin fersah fersah ilerisinde.

Hamaney'in konumu

Zaten tam da bu nedenle rejim bir panik havası içine girmiş durumda. Artık mesele sadece seçimlerin adil yapılıp yapılmadığı değil. Asıl sorun İran İslam Cumhuriyeti'ne damgasını vurmuş olan "Velayet-i Fakih" adı verilen 'Rehber'in yani Ali Hamaney'in konumunun tartışmalı hale gelmiş olması. Zira Ahmedinecad'a verdiği sonsuz destek nedeniyle Hamaney artık o çok önemli "rejim üstü" konumunu yitiriyor durumda. Rehber'in hiç yapmadığı bir şekilde cuma namazı kıldırması ve adeta bir panik havası içinde halkı sokaktan uzak durması konusunda sertçe uyarması kendi konumunun tehlikede olduğunun açık bir yansıması. Ayrıca Tahran'daki krizin sadece halk ve rejim arasında değil, aynı zamanda İslami rejimin kendi içinde olduğunu da görmek mümkün. Sokakta kan akmaya devam ederse gelişmeler sadece Musavi'nin değil Mehdi Kerrubi'nin de, Muhammed Hatemi'nin ve Haşimi Rafsancani'nin rejimin kendisini sorgulamasına neden olacaktır.
Peki ya bölgesel dinamikler? İran'da siyasi gelişmeler ülkeyi bu sefer ne tarafa çekecek henüz belli değil. Ancak daha şimdiden şunu söylemek mümkün: İran'daki siyasi dalgalanma Irak'ta, Lübnan'da, Suriye'de ve de Körfez genelinde etkili olacaktır. Yükselen Şii kuşağı, nükleer dosya, İsrail'in tavrı gibi tartışmalar kabuk değiştirecektir. Bu açıdan da İran Türkiye'ye benziyor. Tıpkı Türkiye gibi, İran da jeopolitik önemi ve siyasi etkisi bakımından kendi sınırlarını aşan bölgesel, hatta küresel öneme sahip.
Bütün bu gelişmeleri son derece dikkatle izleyen Obama yönetimi bölge genelinde komplo teorisi kurmaya meraklı ve her şeyin arkasında Amerikan parmağı arayan bir zihniyet olduğunun farkında. O nedenle Obama kullandığı dilde "demokrasi" kavramı yerine İslam dünyasının kültürel kodlarına çok daha uygun olan "adalet" kavramı üzerinde duruyor. İran'daki yeni durum karşısında, Obama resmi beyan ve davranışlarında, kendini Ahmedinecad takımına da muhalefet cephesine de angaje etmemeye özen gösteriyor. Kısacası Obama tarihin doğru tarafında olmak için otoriter cepheye uzak duruyor ama gerçekçi olmaya da devam ediyor. Keşke Ahmedinecad'ı tebrik etmek konusunda aceleci davranan Ankara aynı olgunluğu gösterseydi.
BİZE ULAŞIN