ÖMER TAŞPINAR

Doğru karar

WASHINGTON

Başbakan Erdoğan Washington'da 12-13 Nisan'da yapılacak Nükleer zirveye katılmaya karar vererek doğru yaptı. ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nin kararına tepki olarak Ankara'ya çağrılan Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Namık Tan da bu doğru karar sayesinde görevine dönüyor.
Böylece Ankara-Washington ilişkilerinde artık göreceli bir normalleşme dönemine giriyoruz denebilir. Başbakan'ın bu olumlu kararı almasında, Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın 28 Mart'ta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nu telefonla aramasının payı büyük.
Zira yaşanan kriz sonrasında, yüksek seviyede bir güven tazelemesi gerekiyordu ve bu telefon görüşmesi bunu bir anlamda başardı.
Ancak her şeye rağmen, Ankara-Washington ilişkilerinde sadece göreceli bir normalleşmeden bahsediyoruz. Zira gündemde kriz yaratma potansiyeli olan sorunlar devam ediyor. Bu sorunların sadece bir kısmı Ermeni meselesine odaklı. Bu cephede bazı sürpriz gelişmeler her zaman olabileceği gibi aynı zamanda Türkiye-ABD ilişkilerinin İran cephesinde de önemli sorunlar devam ediyor. Ankara'nın bu iki alanda da şimdiden hazırlıklı olması gerekiyor.
Peki, nedir bu potansiyel krizler? Kısaca inceleyelim. Ermeni cephesinde iki temel konu var. Birincisi Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nin almış olduğu "Ermeni Soykırımı" nı tanıyan yasa tasarısının Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'nda oylanması ihtimali. İkinci potansiyel kriz ise Obama'nın 24 Nisan anma mesajında kullanacağı dil. Yani "soykırım" kelimesini kullanma ihtimali. Türkiye doğal olarak bu iki alanda sürpriz yaşamak istemiyor.
Öte yandan ABD Dışişleri bir türlü tam olarak Türkiye'nin istediği garantileri veremiyor.
Her ne kadar Hillary Clinton ve Savunma Bakanı Robert Gates soykırım yasa tasarısına karşı olduklarını dile getirmiş olsalar da, Ankara'nın gözünde Obama yönetimi ABD Kongresi üzerinde Türkiye lehine yeterince baskı kurmamış olmakla itham ediliyor.
Önceki yönetimler gerçekten de Kongre üzerinde Türkiye lehine daha ciddi lobi yapmışlardı. Mesela 2007'de Türkiye-ABD ilişkileri Ankara'nın Kuzey Irak'a operasyon ihtimali nedeniyle çok zor durumdayken, Bush yönetimi bir de Ermeni cephesinde yol kazası yaşamamak çok ciddi mücadele vermişti. Oysa bu yıl Obama yönetimi Türkiye konusunda hem biraz rehavet hem de biraz kızgınlık havasına girmiş gözüktü. Rehavet vardı çünkü PKK ve Kuzey Irak gibi çok acil bir kriz durumu ortada yoktu. Ama aynı zamanda kızgınlık vardı çünkü Ankara Ermenistan ile normalizasyonu amaçlayan protokoller için Karabağ önşartını getirerek işi yokuşa sürüyordu.
Peki, şimdi ne olacak sorusuna geri dönelim. Kanımca Ermeni soykırımı yasa tasarısının Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'na gelme ihtimali pek yüksek değil. Ancak Ankara gene de böyle bir riski bütünüyle göz ardı etmemeli. Önümüzdeki aylarda, ABD Kongresi, Türkiye'nin İran ve İsrail konusundaki tavrına endeksli bir şekilde hareket edebilir. Diğer mesele, yani Beyaz Saray'ın 24 Nisan mesajında nasıl bir dil kullanılacağı konusunda ise sürpriz ihtimali çok düşük. Protokollerin halen hayatta olması Obama'nın "soykırım" kelimesini kullanmasını engelleyici bir rol oynuyor. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Ermeni dilinde "Büyük Felaket" anlamına gelen "Meds Yeghern" kavramının Obama tarafında tercih edilmesi muhtemel. Tabii eğer Erivan son anda protokollerden imzasını çekerse Beyaz Saray açısından durum birden değişebilir.
Ermeni meselesini bir yana bırakacak olursak, Ankara'nın İran konusundaki son gelişmeleri yakından ve biraz da endişeyle izlemesinde yarar var. Zira Washington haftalardan beri yürüttüğü diplomatik kampanya sayesinde İran'a karşı yeni ekonomik yaptırımlar için bir ortak cephe oluşturmayı başardı. Ankara açısından son kötü haber bu ortak cephenin içinde artık Çin'in de bulunuyor olması. İran meselesinin gölgesinde gerçekleşecek Washington'daki Nükleer Zirve'ye Başbakan Erdoğan'ın katılacak olmasının ne kadar doğru bir karar olduğu böylece daha da iyi anlaşılıyor. Tabii ki, bu zirvede Türkiye ve ABD arasında yeni bir kriz yaşanmaması şartıyla...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN