HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Ayşelere yanıtlar.. 1!..

Geçen hafta iki sevgili Ayşe, iki yazı yazdı. Ayşe Arman gazeteciler, Ayşe Özyılmazel erkekler hakkında.. İkisi de doğrudan beni ilgilendiriyor.. Yani cevap hakkım doğdu..
İlki Ayşe Arman'a..
Ayşe diyor ki, "Gazeteci bir numara küçük ayakkabı gibidir, arkadan vurur." Yakın arkadaşı Nuran Yıldız bir röportajında söylemiş, aslında. Ayşe de bayılmış, sahiplenmiş, kaleme sarılmış..
Anlatıyor..
"Aslında dinlediklerim 'Off the record'du ama fark ettim ki kamunun yararı, bir kişinin ricasından daha önemli. Yayınladım gitti, anasını satayım.. Tam da öyle yapıyoruz. O yüzden siz siz olun, gazetecilerle konuşurken dikkatli olun.."
Valla herkes kendi adına konuşsun Ayşe..
50 yıldır gazetecilik yapıyorum. 50 yıldır kimseyi arkadan vurmadım.. Bana "Özel" söylenen tek kelimeyi yazmadım, ima dahi etmedim.. Hatta bazen "Yazma" demedikleri halde yazmadım..
İnsanlığımı mesleğimin önüne koydum hep.. Güvenilir insan olmaktan asla vaz geçmedim..
50 yıldan üç örnek..
Taki Doğan, genç gazeteci o zaman.. Milliyet'te işe başlamış. Ben Cumhuriyet yazarıyım..
Bir gece geç vakit aradı.. "Hıncal Ağbi" dedi.. "Müthiş bir haber yakaladım, ama doğrulayamıyorum.." Devir Abdi İpekçi devri.. O zaman öyle sallamak yok. Palavra haberin cezasını işinle ödersin.. "Yarına kalırsa başkaları da öğrenebilir. Bu gece geçmeliyim. Düşündüm, ancak sen soruşturabilirsin.."
Anlattı. "Tamam" dedim.. Haber konuları yakın arkadaşlarım. İki telefon.. Taki'yi açtım.. "Haberin doğru, geç" dedim..
Taki o haberle, ödül kazandı o yıl.. O kadar önemliydi.. Cumhuriyet'te çıkmadı. Vermedim. Bende kaldı..
Spor Bakanının odasındayım. Sohbet ediyoruz. O zaman Spor Bakanı vardı. Spordan sorumlu devlet bakanı değil.. Sporun başında da Beden Terbiyesi Genel Müdürü.. Makam boş.. Bakan bir atama yapmış, kararnameyi başbakanlığa göndermiş. Başbakan imzalamıyor, bekletiyor 15 gündür..
Masadaki telefon çaldı.. Açtı. "Başbakanlıktan arıyorlar" dedi bana.. "Kusura bakma.."
"Acil durum olmazsa telefon bağlama" demişti de, özel kaleme..
Konuşmayı dinliyorum..
"Başbakan kararnamemi imzalamazsa Meclis'e gelmem" dedi, kapadı..
Muhalefet gensoru vermiş. Görüşme bitmiş. Güven oylamasına geçiliyor Meclis'te.. Meclis matematiğinde fark sadece beş. Başbakan tüm milletvekillerini teker teker aratıyor ve Spor Bakanı, Başbakanı tehdit ediyor.. "Kararnamemi imzalamazsa gelmem.."
Bundan müthiş bir manşet olur mu?..
Yer yerinden oynar..
Düşündüm.. Benim bu konuşmayı duymamam lazım aslında.. Bakan "Hıncal bu çok özel bir konuşma, dışarda bekler misin" diyebilir. Ya da kendisi yan odaya geçebilir.. Ya da "Aman bunları yazma" diye uyarabilir.. Hiç birini yapmadı. Kibarlığından, bana duyduğu saygıdan ve güvenden..
O zaman ben de olmamam yerde olduğum için duyduğum şeyleri yazamam.. Yazmadım. Alp Yalman enseye tokat arkadaşım.. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyor.. Galatasaray hocasız..
Alp Yalman bir mucizenin peşinde.. İlk teklif ettiğinde "Aklına bile getirme bir daha" diyen dünya devi Jupp Derwall'i ikna etmeye çalışıyor.. Bana "Aman Hıncal, ağzından bile kaçırma.. Duyulursa bin kişi girer devreye engellemek için" dedi.. Alp gidiyor, geliyor, aracılar sokuyor.. İki ay, adım adım izledim.. Roman yazacak kadar biliyorum her şeyi.. Bir sabah gazeteleri açtım..
"Derwall Galatasaray'da" diye birinci sayfalardan manşet.. Bir tek Cumhuriyet'te yok.. İş kesinleşince Galatasaray yönetimindekiler, tanıdıkları muhabirlere haberi vermişler ama Sevgili Dostum Alp beni arayıp "Artık off the record kalktı" demeyi unutmuş iyi mi?.
Bunların adı, bazıları için "Mesleki başarısızlık" olabilir.. Benim gurur anılarımdır, Ayşe!..
BİZE ULAŞIN