SEVİLAY YÜKSELİR SEVİLAY YÜKSELİR

Kılıçdaroğlu bıyığına mı tükürdü, yoksa sakalına mı?

Fatih'teki At Pazarı'ndayız. Muhafazakâr kesimin uğrak yeri olan Eski Kafa'da. Müşterilerin tamamına yakını İslami görüşten ama çalınan müzikler sol'dan. İtalyan devrimcilerinin Çav Bella'sı, İspanyolların Venseremos'u, Livaneli'nin Özgürlüğü eşliğinde başlıyorum mekândaki ahaliyle tanışmaya. Kafeteryanın sahibi olduğunu söyleyen şahıs, "Merhaba ben Mevlana! Yazılarını çok beğenerek okuyorum" diye girince meseleye, espri yaptığını sanıp diyorum ki cevaben; "Ahhh memnun oldum. Ben de Kerra Sultan!"
Neyse... Az sonra Atılgan Bayar tarafından davet edilen misafirler tek tek çıkıyor Mevlana'nın huzuruna. Masa hazır. En başında CHP'li Kemal Kılıçdaroğlu. Etrafında ise başörtülü kızlarla, muhafazakâr kesimi temsil eden üniversiteli delikanlılar. Ve aralarında benim de bulunduğum birkaç gazeteci. Konu CHP ve tabii ki başörtüsü yasağı.
Bütün soruları tek tek cevaplamaya çalışıyor Kılıçdaroğlu, o bildik sakin üslubu ile.
Ancak masadakilerden biri, "Tam olarak ne düşünüyorsunuz başörtüsü hakkında?" şeklinde keskin bir soruyla karşısına dikilince, çok seri ve de kafiyeli konuşmasına alışık olduğumuz adam birden sendeliyor. Dese ki; "Başörtüsü Cumhuriyet'in temel ilkeleriyle örtüşmez arkadaşlar! Bu bizim için büyük problemdir!" biliyor ki bir anda buz kesecek ortam. "Başörtüsüyle ilgili bir problemim yok! İsteyen istediği yerde istediği biçimde giyinebilir!" dese bu defa da bu söyledikleri yazılınca bazı partidaşlarının tepkisini çekecek.
Hepimiz, "Acaba ne diyecek? Kılıçdaroğlu yukarıdaki bıyığına mı, yoksa aşağıdaki sakalına mı tükürecek?" diye tam dikkat kesildiğimiz anda, o ilginç cevabı veriyor "küt" diye:
"Ben şekilciliğe karşı bir insanım. Dolayısıyla başörtüsü benim için bir problem değildir!"
Sonra da uzun uzun neden karşı olmadığının gerekçelerini aktarıyor. Kılıçdaroğlu'nun bu açık sözlülüğü üzerine kızlardan biri dayanamayıp, "Madem karşı değilsiniz, o halde neden yasağın kalkmaması için oy verdiniz? Neden benim tam 10 yılımın heba olmasına sebep olan bu yasağın kalkması için 'Evet!' demediniz?" sorusuyla iyice çöküyor gırtlağına.
Önce başörtüsü nedeniyle eğitimine devam edemeyen ve yaşadığı bu sorunu dile getirirken gözleri hiddetten çakmak çakmak olan genç kızı, "Evet... Çok yazık olmuş... Böyle olmamalıydı" minvalinde sözlerle teskin etmeye çalışıyor, sonra da CHP'nin genel politikaları ile hiç örtüşmeyen görüşlerini aktarıyor samimiyetle: "Bence başörtüsü anayasal bir sorun değildir. Çünkü başörtüsü temel insan hakları çerçevesinde ele alınmalıdır. Mesele Anayasa Mahkemesi'ine taşınmamalıydı. Bu, kamuoyunun kendi arasında halledeceği bir meselenin ötesine geçmemeliydi. İnsanların inanç özgürlüğü sadece kendini bağlar. Giyim kuşam tarzları da öyle. Ancak ne yazık ki konu AKP Hükümeti'nce siyasi mesele haline getirildiği için biz de bu konuyu Anayasa Mahkemesi'ne götürmek zorunda kaldık. Halbuki sorunu çözecek yetkili merci ne Anayasa Mahkemesi, ne de TBMM'dir. Sorunu çözecek tek bir merci vardır. O da halkın kendisidir!"
Sorular birbirini kovalıyor. Uzun ve keyifli sohbetin sonunda Kılıçdaroğlu, "Allahısmarladık!" deyip ayrılıyor aramızdan. Başlıyoruz sohbetin analizini yapmaya. İçlerinden biri, "Eee ne düşünüyorsun?" diyor bana.
Ben de diyorum ki:
"O, CHP'deki statükoculardan farklı bir kafaya sahip! Bu sohbette de görüldüğü üzere yerel seçimlerde başlattığı ve Kemalist kesimce şiddetle eleştirilen başörtüsü açılımını sürdürüyor. Yani ısrarla bıyığına değil, sakalına tükürüyor. Ben Kılıçdaroğlu'nun demokrat ve liberal bir kişilik olduğuna adım gibi eminim zaten. Ancak, yarın, partiden gelen tepkilerden tırsıp, tıpkı Dersim ya da genel af mevzuunda olduğu gibi, 'Yooo ben öyle demek istemedim!' deyip geri adım atar mı işte onu bilmiyorum!"

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN