ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Komşuda pişer bize de düşer

Hemingway ne güzel anlatır onları... Başbakan hapisanede tifoya yakalanmıştır, ayakta duracak hali yoktur... Duvarın dibine diz çöktürürler, öyle vururlar...
Yerde sarı kasım yaprakları, su birikintileri... Havada benzin kokusu... Şafak söküyor...
Bir başbakan, bir general, dört bakan... Toplam altı kişi...
Başbakan Ghounaris, pek iyi tanıdığımız ünlü General Hacıanestis, Protopapadakis, Baltacis, Stratos, bir de Theotokis.
15 Kasım 1922 sabahı kurşuna dizildiler.
Anadolu yenilgisinden sorumlu tutuluyorlardı... Yunan ordusunun uğradığı büyük hezimetten sonra Albay Plastiras ile Albay Ghonatas darbe yapmışlar, hükümet üyelerini tutuklamışlar, "olağanüstü" bir askeri mahkemeye sevketmişlerdi.
Türkiye'de elbette o gün de bu adamları kimse umursamadı, bugün de kimse aldırmaz.
Yesinler birbirlerini, bize ne? Ayrıca, oh olsun.
Herhalde böyle denecektir.
Seksen yedi yıl sonra, Protopapadakis'in torunu dava açmış.
Dedesinin "iade-i itibarı" için çalışıyor.
"Mahkemenin elinde belge ve kanıt yoktu" diyor... Çünkü iddianamede "Yunan birliklerini düşmana (yani bize!) teslim etmek" gibi fazla ağır suçlamalar var. Bakanın torunu, "mahkeme heyeti yenilginin nedenlerini bilemezdi, olup bitenler hükümetin kasıtlı bir tasarrufu değil, savaş cilvesidir" diyor.
Torun demiş ki, "işgal altında tuttuğumuz İzmir gibi şehirler vatan toprağı sayılamayacağından, iddianamede yer alan 'vatan toprağını düşmana teslim etmek' gibi suçlamalar dayanaksızdır"...
İlginç, değil mi? Bakalım Yunan Yüksek Mahkemesi ne karar verecek, davayı kabul edecek mi?
Bakalım o eski mahkeme heyetinin reisi Othoneos'un torunu da karşı dava açar mı?
Yunan demokrasisinde, yalnız yeni darbeci albaylar içeri tıkılmakla kalmıyor artık, seksen yedi yıl önceki darbeler ve onların mahkeme kararları bile sorgulanabiliyor.
Biz becerip de 12 Eylül'ü sorgulayamadık. Homurdanmakla yetiniyoruz. Gücümüz pek pek Kenan Evren Caddesi'ni Hasan Tahsin Caddesi yapmaya yetiyor, bu da Evren'in hiç mi hiç umurunda değil. "Değişir evladım, insanlık halidir" deyip geçiyor. Evren'in yaşlı tontonluğu, dönemindeki uygulamaları perdeliyor.
Peki, Menderes'in oğlu, Polatkan'ın, Zorlu'nun torunları, sözüm sizedir:
Yassıada'nın iptali, ya da duruşmaların yeniden ve "gıyapta" yapılmaları, babanızın dedenizin itibarlarının iadesi için bir girişimde bulunmayı düşünüyor musunuz?
Elbette onları mezardan geri getirmez de, önemli bir dönemeç olur Türkiye için...
Eski kuvvet komutanlarının sivil savcıya ifade verdikleri bir Türkiye'de, Yassıada Mahkemesi niçin tartışma konusu edilmeyecekmiş?
Yassıada'da daha birçok kişinin idam yediğini ama cuntanın keyfe keder saptadığı bir "oylama cilvesiyle" ipten döndüklerini unutmayalım. (Oy çokluğuyla değil de oybirliğiyle alınmış olan idam kararları infaz edilmişti. Ama karar, karardı. İnfaz edilmemiş olmaları, idam kararlarını ortadan kalmıyordu ki...)
Yunanistan'ı mahvetmiş, Yunan halkını kazıklamış, Venizelos'un yayılmacı politikasına karşı çıkıp "Anadolu'dan çekileceğiz" vaadiyle seçimi kazanmış ama bu sözünü tutmamış bir hükümet için bile "kurşuna dizilmeleri fazla oldu" denebiliyor komşumuzda...
Bütün suçu enflasyon yaratmak ve darlıklara, kuyruklara yol açmak olan bir Türk hükümetinin "idamlık" günahı nedir?
O zaman Ecevit'i de, Demirel'i de yargılasaydınız!
"Tahkikat komisyonu kurdu" teranesini bir yana bırakınız, bu mavalı elli yıldır dinliyoruz. Komisyon "CHP'nin darbe kışkırtıcılığı yapıp yapmadığını tahkik" için kuruldu.
Çünkü CHP darbe kışkırtıcılığı yapıyordu, evet. Ben çocuktum ama hatırlarım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.