HAŞMET BABAOĞLU HAŞMET BABAOĞLU

Pazar notları

Yaşlılık neden sükûnet getirmiyor? Neden 80'ine varmış insanlar artık eskisi gibi köşelerine çekilmeye yanaşmıyorlar? Neden eskiler gibi ölüme hazırlanmak yerine, çocukça bir huysuzluk ve iştahla hayata daha fazla sokuluyorlar? Neden zihinleri hâlâ hırsla, çekişmeyle, öfkeyle dolu? Sakın evin başköşesinde yer alan televizyon ekranının da bunda payı olmasın!

***

Bırakın ihtiyarlıklarını, gençken bile ne görüp yaşamıştı ki, ninelerimiz!.. Oysa televizyon ekranından sürekli "hayat" akıyor! Koca bir dünya! O kadar renkli, karmakarışık ve heyecanlı ki, bağımlılık yaratıyor! O yüzden işte, bugünün ihtiyarları, elleri ayakları tutmasa bile hayata "göbekten" bağlılar! Yani televizyon ekranından... Belki tam da bundan zihinlerinin daha zinde ama ruhlarının daha tedirgin, daha huzursuz olması!
***

Sürekli televizyonun çocuklar üzerindeki olumsuz etkisi üzerinde duruluyor. Kimse ona bağımlı hale gelen ihtiyarlar üzerinde televizyonun olumsuz etkilerini tartışmıyor.
Bu etkinin farkında bile değiliz. Oysa hayatta kalma dirençleri kadar korkuları da büyüyor. İçlerinde tv filmlerini aratmayacak kadar karmaşık bir entrika arzusu, öfke ve şiddet saklayan 80'likler var artık!
***

Yaşlıların sayısı artıyor ama onları gerçekten düşünenlerin sayısı azalıyor! Onları artan yaşlılıktan ekmek yiyen açgözlü sağlık endüstrisinin eline bıraktık!
***

Yaz akşamları açık havada müzik dinlerken rüzgârın sesleri alıp götürmesine bayılırım! Şarkının sözleri uçar, davul yumuşar, yaylılar iyiden iyiye yaylanır. Müzik daha çalındığı anda, oracıkta, tatlı bir hatıraya dönüşür.
***

Eskiden tatildeyken işyerinden gelen telefonlar can sıkardı. Hemen "uff"lanılır ve "tatilimi zehir etmeyin" havası takınılırdı... Geçen gün plajda dikkatimi çekti. Herkes işyerinden telefon gelince seviniyor, neşeleniyor. Neden? "Bana hâlâ ihtiyaçları var" duygusunun içlerindeki iktidar duygusunu okşamasından mı?.. Ya da tam şu işsizliğin kol gezdiği dönemde bu telefonlar "ya yokluğumda, biri işimi kapar da, dönüşte açıkta kalırsam" korkusunu bastırıyordur. Anlarım. Belli ki, tatildeyken artık asıl rahatsız edici olan şey, hiç işyerinden aranmamak!..
***

Limonata şık kafelerde "alkolsüz meyve kokteyli" gibi bir şey oldu! Meyveler, otlar, aromalar... Görüntü belki güzel ama içerik saçma! "Çarşı izni"ne çıkmış askerlerin sığındığı taşra pastanelerinin bolca sulandırılmış limonataları bile daha "hakiki" ydi!
***

İnce iştir insanın kendi hakkını korumaya kalkması... Bir bakarsınız, hakkımı koruyorum derken çok çiğ bir haksızlığa imza atmışsınız! Peki iyisi, güzeli, en güveniliri nedir? Başkalarının hakkını korumak!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN