MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Sanatta da siyasette de "İkililer" sinerji yaratır...

Her alanda birinin ismi anılınca diğeri de hatırlanan "İkili"ler vardır. Örneğin Sadettin Kaynak denilince mutlaka Vecdi Bingöl'ü de hatırlamaz mıyız?
Kaynak'ın bestelediği Vecdi Bingöl güfteleri, herhalde sonsuza kadar belleklerimizde yaşayacak.
1940'lı yıllarda bu ikili gösterime girmeyi bekleyen, ancak Arapça şarkıların Türkçeleştirilmeleri şart olan ithal Mısır filmlerini önceden izlerlermiş.
Sadettin Kaynak elinde kronometre ile Ümmü Gülsüm'ün veya Abdülvahap'ın söylediği şarkının inişlerini çıkışlarını, şarkıcının ağız hareketlerini saptarmış. Vecdi Bingöl de bu şarkıya uygun düşecek sözleri not edermiş.
Sonra ya Münir Nurettin Selçuk ya Müzeyyen Senar ya da Safiye Ayla yeniden Türkçe olarak yapılan bu şarkıları seslendirirler ve bunlar da filme yerleştirilirmiş.
Bunlardan Segah'la Nihavent arasında gidip gelen birini birlikte mırıldanalım isterseniz: "Dertliyim ruhuma hicranımı sardım da yine
İnlerim, şimdi uzaklarda solan gün gibiyim
Gecenin rengini kattım içimin matemine
Sönen ümit ile günden güne ölgün gibiyim
Bahtımın yıldızı sanmıştım seni
Sensiz karanlıktır her günüm leyla
Her günüm leyla, her günüm leyla
Ayrılık, ayrılık, ayrılık
Mecnuna döndürdü beni
Dertliyim, dertliyim yürekten
Üzgünüm leyla, üzgünüm leyla..."

Aheste çek kürekleri

Sadettin Kaynak ile Vecdi Bingöl birlikteliğini anımsatan bir diğer ikili de Münir Nurettin Selçuk ile Yahya Kemal Beyatlı'dır.
Ben 1950'li yılların sonundaki bir ağustosta, mehtaplı bir Yeniköy gecesinde, Yahya Kemal'in ve babamın bulunduğu masada, Münir Nurettin'in konserini izlemiştim.
Yahya Kemal'in mısraları onun bestesinden ve sesinden denize yansıyor, sahilde birikmiş kayıklardan "Allah, Allah" diye replik verenlerin duyguları karaya vuruyordu...
Yahya Kemal de bu Uşşak gazeli oturduğu yerden mırıldanıyordu...
"Aheste çek kürekleri, mehtâb uyanmasın,
Bir âlemi hayâle dalan âb uyanmasın.
Ağuş'u nev-bahârda, hâbîdedir cihân;
Sürsün sabâh-ı haşre kadar, hâb uyanmasın.
Dursun bu mûsikî-i semâvî içinde sâz,
Leyl-i tarâbda bir dahî mızrâb uyanmasın.
Ey gül, sükûtâ varmayı emr-eyle bülbüle,
Gülşende mest-ü zevk olan ahbâb uyanmasın.
Değmez Kemâl, uyanmaya ikmâl-i ömr içün,
Varsın bu uykudan dil-i bîtâb uyanmasın."

Siyasetin ikilileri

Aslında "İkililer"i anarken besteci Beethoven ile şair Schiller'i de hatırlamalıyız.
9'uncu Senfoni'nin "Freude, schöner Götterfunken" diye başlayan ve kardeşlik ile birliği vurgulayan sözlü bölümü artık Avrupa Birliği'nin de müziği değil midir?
Siyasetin ikililerine gelince.
Ölüm yıldönümünde andığımız Adnan Menderes'i, Celal Bayar'sız düşünebilir misiniz?
Ya da Cumhuriyet'in ilk dönemi Atatürk-İnönü birlikteliğinin de öyküsü değil midir?
Bugün de Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül ikilisi, Türk siyasetine damgalarını vurmadılar mı?
Ne dersiniz?
Şiir ve müzik siyasetten daha mı az önemlidir?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.