OKUR TEMSİLCİSİ - YAVUZ BAYDAR OKUR TEMSİLCİSİ - YAVUZ BAYDAR

Çağın gerisinde kaldık

Amsterdam'da buluşan Avrupa Bağımsız Basın Konseyleri üyeleri ve ombudsmanlar gelişen ve gelişmiş demokrasilerde basın etiği ve sorunlarını tartıştı. Ama katılımda önemli bir eksiklik vardı

AB'ye yürüyüşünü devam ettiren, başta bankacılık olmak üzere her sektörde dünya standartlarını yakalamanın gereğini kavrayan Türkiye'de zamanın en fazla gerisine düşen sektör, medya.
Bunun, daha önce köşemizde defalarca sıralanan yığınla nedeni var. Bir tanesi de şu: Özellikle son 20 yılda bizim meslek evrensel standartlardan uzaklaştıkça, kendine çeki düzen vermek yerine bir özel çıkar aracına dönüştükçe, etikten kendini soğuttukça, yasama karşısındaki gücünü de kaybetti. Başka bir deyişle, basının ahlakdışı uygulamalara son vermeme direnci yüzünden meclis, "peki, siz yapmazsanız biz yaparız" çizgisiyle özgürlükleri daralttı.
Bu hale gelmenin asli sebeplerinden biri de, medyada etik kaygılarının dertsiz tasasız vicdansız bir grup gazeteci yönetici tarafından alay konusu hale getirilmesiydi.
Ortada bir de gitgide karikatürleşen, ciddiye alınmayan (ve artık içi iye boşalıp tamamen işlevsiz hale gelen) bir Basın Konseyi yapısı olunca, varılan noktanın bir bataklık olduğunu tespitte zorlanmak gerekmedi.
Oysa, Kafkasya ve Balkanlar da dahil, Avrupa'nın dört yanında ve kenarında, hummalı bir "özdenetim" faaliyeti söz konusu. Gazeteciliğin demokrasi denilen halk yönetiminin vazgeçilmez, ama bağımsızlığı elzem bir meslek olduğunu unutmayan yığınla insan, yurttaş-medya ilişkisini canlı ve güven üzerinde tutup demokrasiye katkıda bulunmak üzere işbirlikleri kuruyor.
Avrupa Bağımsız Basın Konseyleri Birliği (AIPCE), bu alandaki çalışmaların en saygın mecralarından biri. Burada, 30'u aşkın ülkeden, devlet ve hükümetlerden bağımsızlığı kanıtlanmış, ve editoryal içeriği devlet/hükümet müdahalelerinden uzak tutmak için sıkı bir iç denetim ve etik gözetimi yönünde uğraşan Basın Konseyleri ve Medya Ombudsmanları beraberce çalışıyor. Her yıl yapılan kongrelerde sorunlar ve kazanımlar, en çarpıcı örnekleriyle masaya yatırılıyor.
Örneğin, hafta içinde Amsterdam'da yapılan kapsamlı toplantıda ana tema, basın internet sitelerine gelen okur yorumlarının denetimi ve sosyal medyaların (facebook, twitter vs) hangi etik merceklerle nasıl ele alınacağı ile ilgiliydi.
Bunları, daha sonraki köşelerde, yeri geldiğince ele alacağım.
Şimdilik, bana AIPCE Amsterdam toplantısında en ilginç gelen noktayı okurlar ve meslektaşlarımla paylaşmakla yetineyim.
Toplantıda, Oktay Ekşi olayının gelişimini, ve bunun "Basın Konseyi"ne nasıl yansıdığını (veya yansımadığını) somut veriler üzerinden anlattım. Anlatırken, hiç kimsenin şaşırmadığını fark ettim. Gelen sorular da bir şaşkınlık ifade etmek yerine, şu noktayı irdelemekteydi: "Madem Türkiye'de bu kadar güçlü ve çeşitli bir medyanız var, o halde neden bağımsız ve saygı duyulan bir basın konseyi şimdiye kadar oluşmadı?"
Yaptığım özel konuşmalarda da, Türkiye'deki Basın Konseyi'nin AIPCE düzeyinde hiçbir zaman ciddiye alınmadığını, girişimlerine rağmen kuruluşun bünyesine alınmasının şimdiye kadar asla söz konusu olmadığını anladım.
İki yaşlı AIPCE üyesi sözü "Konsey"in askeri darbe dönemi ile bağlantısına kadar götürdü, bunun nedenlerini zihniyet farklarında aramak gerektiğini ima ederek.
Şu veya bu, önemli olan nokta, bunca köklü mesleki faaliyete rağmen, Türkiye'nin sadece bu gazetenin ombudsmanı ile değil, AIPCE gibi önemli bir mecrada, gerçek anlamda bağımsız ve geniş kapsamlı (internet ve görsel medyayı da içeren) bir konsey ile temsil edilmiyor olması.
Bu, ülkemiz medyası içinde kalite, saygınlık ve ahlak kaygısı güdenler için bir utanç vesilesi.
Ne yapmalı? 1980'li yılların yapısı olan Basın Konseyi'nin içinin boşalması ve işlevini tamamen yitirme noktasına gelmesi, hele başkanının hala çekilmemekte direnmesi, medyanın kalite adına değişim isteyen kesimleri için değerli bir fırsat olabilir.
Yeni bir konsey, eğer sadece mesleğe ait kaygıları gidermek ve bağımsızlığı korumak önkoşulu hesaba katılarak kurulabilirse, bunun için medya kuruluşları asgari bir mutabakat sağlarsa, bir viraj alınabilir.
SABAH Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak'ın geçenlerde yaptığı çağrıya ben de katılıyorum: "Gelin, 'AB'ye en hazırlıksız sektör' utancına artık son verelim.
Gelin, gazetelerimizi ve onları hazırlayan kadrolarımızı AB standartlarına, kriterlerine yaklaştırmaya odaklanalım.
Yoksa bu gidişle tüm kadroları köklü bir tasfiye bekliyor. Hayır, iktidarın veya siyaset kurumunun dayatmasıyla değil; çağın gereklerinin, toplumsal talebin böyle bir sonu kaçınılmaz kılmasıyla."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları