ÜNAL ERSÖZLÜ (EGE)

Bayram notları Söylem bolluğu

Bizde özellikle parlatılan ortamlarda, klasik bir söylemdir; insanlar başarıyı, hep "en iyi" ile tarif ederler.
Sanki her şeyi kendileri, bu "en iyiyi" de kendi iradeleriyle yaratıyorlarmış gibi...
Mütevazılıktan ne çok yoksun bir söylem...
Biraz da aptalca...
Mükemmelliyetçilik, elbette iyidir; çünkü her zaman iyinin daha iyisi, güzelin daha güzeli vardır.
Ama fazlası, galiba 'çok nevrotik' bir durum.
Zorlamak çok sıkıntılı... Oysa insan zorlamaya gelmez...
Ayrıca Shakespeaere'in dediği gibi: "En iyiyi bulmak için uğraşırken, iyiyi kaybediyorsunuz." Demek ki daha iyiye, daha güzele ulaşmak için; iyiye, güzele de, sabırla rıza göstermek gerekir...

***

Akıllı, sağduyulu insan, en kötü insana bile merhaba diyebilir... Her kötüde, minik bir iyilik damlası vardır. Çünkü kötülük ile iyilik, hayatın birbirine zıt uçları; siyah ile beyaz gibi hep bir aradadır... Hayatın iyilere biçtiği roller kadar, kötülere yüklediği görevler de vardır; onlar ise bunun farkında olmaz... Yine de bir 'merhaba'nın dışında, insanın kötülerle olan yolculukta; onlar için hiçbir enerji üretmeden, ilgilerini çekmeden, sırtını dönüp gitmesi en iyisidir.
İnsanın misafir olduğu dünyada, yitirecek zamanı yok, anlarımız kıymetli...
Ama bu acımasız dünyada, kötülerle de bir arada olmak zorunda kalanlar ise, şu Rus atasözünü unutmasınlar: "Kurtlarla arkadaş ol, yalnız baltayı elinden bırakma."
***
"Büyük düşünmek" günümüzün artık insanı bunaltan söylemi... Doğru da, büyük düşünmek için, önce içinde sadece bilgi değil, bilgelik barındıran büyüklük gerekir.
Ama "hayal kurmak" derseniz, bunu her insan için önemsemek lazım... Andre Gide'in dediği gibi; "İnsanın hayatı, insanın hayalidir." Bir de Bernard Shaw'un söylediklerini çok severim; "Yaratmanın başlangıcıdır düş gücü... Dilediğinizi düşler, düşlediğinizi amaçlar, amaçladığınızı yaratırsınız sonunda..." Kendi adıma 'büyük düşünmek' yerine, mütevazı 'özgürce hayaller kurmayı' seçiyorum...
Bir de "hayatın kurbağaları" olmamayı...
Çünkü bir Çin atasözünde dendiği gibi: "Her kurbağa gökyüzünü kuyunun ağzı kadar sanır." Aman küçük düşünelim de, yeter ki bu duruma düşmeyelim...
***

Herkes gelişmek ister... Kimi için zenginleşmektir gelişmek... Kimi için yeni bir şey yaratmak...
Kimine göre bir alanda ustalaşmak...
Acaba 'gelişmek'; her gün farklılaşan dünyamızda, insanın lehinde olabilecek değişimin, ana damarlarını hissedebilmek mi içimizde?
Değişim diyalektiğinin sularında sanki, kendimizi yenileyebilmek mi? Daha iyiye doğru...
Bunun üzerine mi düşünmeliyiz belki!
Yoksa iki insan örneğin, birbirlerini yıllar sonra gördüğünde, belki sessiz bir sitem sözcüğü ile "Çok değişmişsin" mi, demeli diğerine!...
Ne garip değil mi! Oysa değişmediğimiz zaman gelişemeyiz... Değişmek yaşamın ta kendisi...
Değişmek, değişimi olumlu yönde daha ileriye götürmek, kendimize verdiğimiz bir armağan...
Bazen kanunların değişiminde direniş başlayınca, aklıma Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şu sözleri gelir: "Hiç kimse değişime karşı değildir, yeter ki ucu kendisine dokunmasın." Hep böyle değil midir; ucu birilerine dokunan, toplumun toplamı lehine bir değişim de; kimileri için, hiç değişim değildir...
Çünkü kendilerine dokunur...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN