NUR ÇİNTAY NUR ÇİNTAY

Feyhaman için doğru zaman

Osmanlı’yı da Cumhuriyet’i de, gelenekseli de alafrangayı da hazmetmiş, portre ressamlığıyla tanınan ama hat üstadı da olan bir sanatçı. Sabancı Müzesi’nde açılan Feyhaman Duran/ İki Dünya Arasında sergisini görmeyen hata eder

Nasihat dinlemeyi kimse sevmez.
Ama ünlü bir babanın, ilerde çok ünlü olacak oğluna yazdığı mektubu, çoğumuz okumak isteriz.
Gelin o zaman:
"Feyhamanım beni dinle imdi / Bir iki öğüt vereyim de şimdi // Zikret Allah'ını Peygamberini / Hiç unutma babanı ve anneni // Kılma kin ve garez incitme kimseyi / Çaresizlere unutma yardım etmeyi // İtibar eyleme devlet malına / Devlet malını yiyip sonunda ağlama // Ol metin, eyle vakar, etme inat / Olma alaycı ve çıkarma fesat // Her işittiğini her yerde deme / Kimseye sille vurup sille yeme // Eyle her çeşit bilgiyi tahsil / Zamanın gerekliliklerini tek bil // Oku amma ki manalı ol / Öyle sathice değil irfan ol..." Mektubun orijinali çok daha uzun, zira baba seviyor yazmayı. Şair zaten Süleyman Hayri Bey... Ve hattat.
Hitap ettiği Feyhaman, aydın bir Osmanlı ailesine doğuyor yani (1886) ama daha tek basamaklı yaşlardayken babasını ve annesini kaybediyor. Galatasaray Mekteb-i Sultanisi en büyük şansı. Resimleri ve hüsnühat derslerindeki yeteneğiyle dikkat çekiyor.
Mezuniyetten sonra Fransa'ya gitmek istiyor ama nerde o para...
Geleceğini belirleyen bir Tevfik, bir de Tevfika var. İlki Galatasaray'ın o dönemki müdürü Tevfik Fikret. İkincisi ise Abbas Halim Paşa'nın kızı. Sanatı ve eğitimi önemseyen, imkânı olmayanlara destek çıkan Abbas Halim Paşa, kızı Tevfika'nın portresini yaptırıyor Feyhaman'a ve sonuçtan çok etkilenip onu Paris'e gönderiyor.
Academie Julian'da resim öğrenimi, Ecole des Braux-Arts'ı kazanma, birincilik, mansiyon vs, hayat güzel güzel giderken küüüt: 1. Dünya Savaşı çıkıyor.
Osmanlı döneminde yurtdışına gönderilen ilk ressamlar kuşağından olan kahramanımız, İstanbul'a dönüyor. Portre yaparak geçinmeye başlıyor. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'ne katılıyor ve 1914 Kuşağı adı verilen gruba (İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Sami Yetik...) dahil oluyor.
Çallı, çapkın. İnas Sanayi-i Nefise Mektebi'nde (Kız Güzel Sanatlar Okulu) öğretmen olan Mihri Müşfik hanım, Avrupa'ya giderken kızları ona emanet edemiyor o yüzden. Resim derslerini Feyhaman veriyor. Ve işin komik tarafı, çapkın Çallı'dan 'korunan' kız öğrencilerden Güzin'le de mercimeği fırına veriyor!
Sayısız portresini yaptığı eşine çok düşkün ve çok sadık bir adam Feyhaman.
Öyle 'her çiçekten bal alma' halleri, bohem havaları yok hiç. Tok gözlü. Kanaatkâr.
Mütevazı. Zarif bir adam. İnce.
Osmanlı'yı da Cumhuriyet'i de, İstanbul'u da Paris'i de, gelenekseli de alafrangayı da hatmetmiş, hiçbirini dışlamadan aynı ölçüde hazmetmiş biri. Portre ressamı olarak bilinse de hat sanatını da hep sürdürmüş misal.
Sakıp Sabancı Müzesi'ndeki Feyhaman Duran / İki Dünya Arasında isimli sergide bunu çok net görüyoruz. Bizi sanatçının dönemine, dünyasına çeken çok iyi bir kurgusu var.
Pera'da 19. yüzyıl sonundaki sanat bereketine şaşıyoruz (Pastane ve kırtasiyecilerde bile sergi açılıyor). 1910'ların Paris'inde kafe havası soluyoruz, sağlı sollu filmler oynuyor. Memlekete dönüp büyük dönüşümlere şahitlik ediyoruz.
Serginin en çarpıcı bölümlerinden biri, uzun yıllar oturdukları Beyazıt'taki küçük konak ile bahçesindeki atölye.
İkisi de itinayla kurulmuş SSM'ye. Natürmortlardaki vazoyu, çanağı, örtüyü oracıkta görmek, gezeni daha da kavrıyor.
Portre ressamlığıyla ün yapması boşuna değil;
Fatih Sultan Mehmet'ten Atatürk'e, Hoca Ali Rıza'dan Safiye Ayla'ya kimleri kimleri resmetmiş Duran. Ama natürmortları ve renkleriyle büyüleyen manzaraları da (Kimseyle paylaşmadığı yüzlerce poşad) müthiş. Kıymetli sanatçının bunca eseri ilk defa gün yüzüne çıkıyor. Bu sergiyi Nazan Ölçer'in vizyonuna ve titizliğine, sponsor olan Sabancı Holding'in de desteğine borçluyuz. Ama asıl: İstanbul Üniversitesi olmasa, bu sergi de olmazmış.
Çok denk düşen bir zamanlama ve takdire şayan bir işbirliği söz konusu burada:
Duran, her şeyini İstanbul Üniversitesi'ne bağışlıyor. Nazan Ölçer'in zihninde böyle bir sergi fikrinin oluşması ile koleksiyonun korunduğu üniversite merkez binasının tadilata girecek olması da aynı döneme denk gelmesin mi? Gelsin!
O zaman İstanbul Üniversitesi'yle Sabancı Üniversitesi arasında imzalar atılsın, nihayetinde de ortaya SSM'nin 15. yılına layık bu sergi çıksın. Emeği geçen herkes sağolsun, varolsun.
Sergi 30 Temmuz'a kadar açık kalacak.
Görmeyen, hata eder.
BİZE ULAŞIN