ŞİRİN SEVER

Lila forma, langırt suçluları, Göksel ve domestik haller

Galatasaray'ın yeni sezonda giyeceği lila formalar tartışma yaratmış. Ne taraftarlar, ne de modacılar beğenmiş bu rengi. Merak ettim, coşkuyla karşılanacağı mı sanılmıştı gerçekten? Elif Şafak'ın pembe kapaklı 'Aşk' romanını 'delikanlılığı bozuyor' diye okumayı reddeden ve kitabın gri kapaklı baskısının çıkarılmasını sağlayan 'delikanlı' bir milletten söz ediyoruz arkadaşlar! Yani, 'tasarımcı insan' (Evrim Timur diye biliyorum) erkekliğin er meydanı futbol sahasında bu rengin bayıla bayıla giyileceğini mi bekliyordu acaba? Kusura bakmayın ama ben bile tahmin edebiliyorum sahalarda yapılacak tezahüratları. Öte yandan cinsiyet meselesi, 'kadın rengi', 'lezbiyenlerin tercihi' geyiklerini de bırakalım bir tarafa. Özetle olmamış! Sevimsiz, heyecansız, garip bir şey çıkmış ortaya.
***

Münevver Karabulut cinayetinde gün geçmiyor ki yeni bilgiler, yeni gelişmeler (katilin bulunması dışında) ortaya çıkmasın. İşte MSN kayıtlarının 'en yeni'leri satır satır karşımızda! Münevver yazışmalarda sık sık katil zanlısı sevgilisi Cem'in kendisini tokatladığından söz ediyor ve şöyle diyor ona: "Kıza el kalkmaz, öğren bunu. Senin annen babana vuruyor mu?" Ne yazık ya, ne kadar yazık! Acı son aslında bile bile gelmiş, saygı ve sevgi yokmuş ama kızcağız buna engel olamamış, kendini uzak tutamamış o çocuktan. Bu hikâyenin okuduğum her ayrıntısında içim kıyılıyor benim.
***

Posta'nın haberine göre; Bursa'da bir alışveriş merkezinin açılışında düzenlenen langırt turnuvasında hakemlik yapan tiyatrocuya 10 ay hapis cezası verilmiş. Gerekçe mi? Türkiye'de langırt oynamak ve oynatmak yasakmış çünkü. Bir yaşıma daha girdim! 1968 yılında çıkarılan 1072 sayılı rulet, tilt, langırt ve benzeri oyun makineleri hakkındaki kanun gereği yasak varmış meğer. Aramızda bir kez olsun langırt oynamayan var mıdır sizce? Hepimiz langırt suçlusuyuz desenize!
***

Ünlü yıldız Scarlett Johansson, Hello dergisine demiş ki; "Akşam yemeği yapmak insanı normal hayata döndürüyor. Her gün yemek pişiriyorum." Ben bile yıllardır yemek yaptığımı hatırlamıyorum, bunu da gurur duyulacak bir mesele gibi görmüyorum yanlış anlaşılmasın, ama Hollywood yıldızı mı işi gücü bırakıp her akşam yemek pişirecek! Bu şöhretli insanların kendilerini domestik rollere sokmasının nedeni ne, ben bir türlü bunu bulamıyorum. Neysen öyle kal kardeşim!
***

Hazır yemek demişken... Çoğu dostlardan oluşan küçük bir gazeteci grubu ile Göksel konserindeydik dün. Önce Boğaz'a karşı oturduk, püfür püfür esen Mia Mensa'da yemek yedik. Açık havada bir tentenin altındayız diye sigara içemiyor kimse tabii. Adam gibi bir arada oturup yemek yemek de mümkün olamıyor; masadan kalkan kalkana. Tiryakiler birer birer bara gidip sigara tüttürüyor sürekli. Herkeste yine aynı muhabbet; "Eee kışın ne yapacağız şimdi biz" diye. Ardından Kuruçeşme Arena'da Göksel'le romantik, nostaljik ve eğlenceli şarkılar dinledik. Başta mırın kırın eden çoktu. Bir baktım 'Çok kalmayız çıkarız' diyen herkes, Ülker'in locasında döktürdü, çılgınca dans etti, kendinden geçti. Ara sıra kendi komik halimizden başımı kaldırıp kalabalığa baktığımda fark ettim ki, kimsenin bizden farkı yok. Göksel'i ilk kez sahnede izledim, meğer haksızlık ediyormuşum; eğlendirme, coşturma, havaya sokma işini gayet iyi başarıyormuş. Yani bizim 'o' hale gelmemizde alkol kadar Göksel'in şarkılarının da payı varmış.
***

Mia Mensa'da müthiş manzara eşliğinde yemek yerken düşündük ve üzerinde çok konuştuk: İstanbul'da keşfedilecek, denenecek, müthiş keyif alınacak ne kadar çok mekan, yer, ortam var diye! Çoğunu bilmiyoruz, bilsek bile gitmiyoruz, yeni yerlere gitmekten 'ya hayal kırıklığına uğrarsak' diye korkuyoruz. Evet tamam, çoğunlukla da zaman bulamıyoruz. Mesela yıllık iznimizin bir bölümünü yollara dökülüp, havalimanlarında uçak bekleyerek heba etmek yerine niçin İstanbul için kullanmıyoruz? Erteleyip durduğumuz mekanları, yerleri, tatları denemiyoruz, İstanbul'u turist gibi yaşamıyoruz? Karar verdim, ilk fırsatta!
BİZE ULAŞIN