İBRAHİM KALIN İBRAHİM KALIN

Mesela DTP 'Tek vatan, tek bayrak tek millet' dese...

Türkiye'de hayal bile edemediğimiz şeyler gerçek oluyor. "Sakın yapmayın kıyamet kopar, ortalık birbirine girer" denilen şeyler yapılıyor ve ne kıyamet kopuyor, ne devletmillet bölünüyor. Tersine Türkiye normalleşiyor. Toplum olgunlaşıyor. Demokrasi derinleşiyor. Liberallerimiz bu laftan hoşlanmasa da, Türkiye yeniden "büyük devlet" oluyor.
Başbakan Erdoğan salı günkü grup konuşmasında Türkiye'nin önüne öyle bir çıta koydu ki insanın rasyonel mülahazaları bir kenara bırakıp "İnşallah bu çıtanın gerisine bir daha asla düşmeyiz" diye dua edesi geliyor. Başbakan, Fuzuli ile Ahmed- i Hani'yi, Neşet Ertaş'la Şivan Perver'i yan yana koyabiliyor. Kudüs'ü, Çaldıran'ı bir nefeste zikredip ikisinin kahramanına da "benim atamdır, babamdır" diye sahip çıkabiliyor.

Hayal mi, rüya mı?

Bunlar hayal değil çünkü yeni bir "Türkiye rüyası" inşa ediliyor. Hayal ile rüya arasındaki farkı hatırlayalım. Hayal, Arapçada bir şeyi zihinde canlandırmak manasına geliyor. Klasik epistemolojide "hayal âlemi", madde ile ruh dünyası arasında bir ara kategoridir. Muhayyile, bu ara âlemde şekillenen düşünce, tasvir ve imgelere tekabül eder. Hayal edilen şeylerin de ontolojik bir gerçekliği vardır. Ama onlar madde âleminde tecelli etmezler.
Rüya ise Arapçada görmek fiilinden geliyor. Aynı kökten gelen "rü'yet", Batı dillerinden aldığımız vizyon kelimesine yakın duruyor. Rüya ve rü'yet, görmek, görüş, nazar etmek, sezgiyle hissetmek, derinlere nüfuz etmek, bakışınızı bir objeye çevirmek ve onu idrak etmek manasına geliyor. Yani rüya, ham hayal değil, bir vizyon.
Şimdi bu yeni büyük Türkiye rüyasına herkes nasıl katkı verecek? Temel sorumuz bu. MHP şimdilik bu rüyanın içinde olmak istemediğini söylüyor. Ama büyük Türkiye onları da kucaklamak zorunda. Eninde sonunda kucaklayacaktır da. Orhan Gazi'nin rüyasında kimler yoktu ki?
Fakat ben bu rüyaya asıl şimdi katkı vermesi gereken bir başka aktöre, DTP'ye dönmek istiyorum. Dün imkânsız dediğimiz şeyler bugün mümkün, hatta sıradan bir şey haline geliyorsa, DTP'nin bunda payı ne? Bir zihin egzersizi yapalım...

Mesela DTP...

Mesela DTP, Başbakan Erdoğan gibi "annelerin ideolojisi olmaz" deyip, şehit ailelerini ziyaret etse... Mesela DTP "evet bizim bütün Türkiye'nin partisi olmak gibi bir iddiamız yok ama bütün Türkiye'ye karşı sorumluluğumuz var" dese... Mesela DTP, "biz Kürtlerden oy istiyoruz ama Türkler bizim kan kardeşimiz, tarihdaşlarımız" dese...
Mesela DTP, güçlü bir irade gösterip PKK'nın askeri vesayetinden kurtulmak istediğini, Türkiye'ye hizmet etmek isteyen siyasi bir aktör olduğunu söylese... Mesela "PKK silah bırak" kampanyasını, DTP başlatsa... "Öcalan'ı muhatap alın" cenderesinden kurtulup "büyük Türkiye rüyasını gelin beraber inşa edelim" dese...
Mesela DTP "bu vatan bölünmez çünkü hepimiz aynı gemideyiz" dese... Mesela DTP Türk bayrağına sahip çıksa, onu eline alsa, hürmetle önünde eğilse ve "bu hepimizin bayrağıdır" dese... Mesela DTP "bu vatan ve bayrak için beraber savaştık, dökülen kanların hepsi kutsaldır" dese... Mesela DTP "vatan, millet ve bayrak, hepsi bizim ve hepsi biziz" dese... DTP "tek vatan, tek bayrak, tek millet" dese...
DTP bunları dobra dobra, bağıra bağıra, samimiyetle söylese Türkiye nasıl bir Türkiye olur? Çoğu zaman sırf alışık olmadığı için Kürt kelimesini ağzına almaktan sarf-ı nazar eden kitleler DTP'ye nasıl bakar? DTP'yi teröristlerin, bölücülerin, yabancı güçlerin partisi diye mi görür? Yoksa onlarla kucaklaşmak için fırsat mı kollar?
Bu rüya gerçek olduğunda mesela Neşet Ertaş'la Şivan Perver ortak bir konser verse ne olur? Bir de yanlarına Ozan Arif'i alsalar... Bu konsere Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları, milletvekilleri, parti liderleri ve vatandaşlar gitse... Neşet Usta'nın gönül dağından geçip, Şivan'ın Halepçe'sine uzansalar... Estergon kalesinden çıkıp Munzur Dağı'na yönelseler ne olur?
Mesela tam da şu günlerde Şivan bir Türkçe türkü yaksa, Abdurrahim Karakoç bir kardeşlik destanı kaleme alsa... Mesela Ahmet Türk, Ülkü Ocakları'nı ziyaret etse, Alperenler Dicle Üniversitesi'nde bir konferans verse...
Bunların hiçbiri ham hayal değil. Yeter ki biz büyük Türkiye rüyasını beraber görme iradesini gösterelim. Rüyada anlaşalım, gerisi teferruattır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN