İBRAHİM KALIN İBRAHİM KALIN

Ortadoğu'da duvarları yıkarken

Berlin duvarının yıkılışından tam yirmi yıl sonra Türkiye-Suriye arasındaki muhayyel duvar da yıkıldı. 13 Ekim 2009 günü Türk ve Suriyeli bakanlar tabir caizse "sınırı çiğneyerek" geçtiler ve Türkiye'nin güneyinde yeni bir dönem başlattılar. On yıl önce PKK sorunundan dolayı Suriye ile savaşın eşiğine gelmiştik. Şimdi hem güney sınırımızı güvence altına alıyoruz, hem de Suriye'nin dünyaya açılan kapısı haline geliyoruz. Vize uygulamasının kaldırılmasıyla Türkiye-Suriye hattında küçük bir "Şengen modeli" hayata geçecek ve belki de bunu başka ülkeler takip edecek.
Suriye ile yapılan anlaşmanın daha mürekkebi kurumadan Başbakan Erdoğan Irak'a bir çıkarma yaptı. Yanında dokuz bakan, bürokratları, yirmiye yakın gazeteci ve elli kadar işadamıyla Bağdat'a bir günlük resmi ziyarette bulundu. Irak tarafıyla 48 konuda mutabakat anlaşması imzalandı. Enerji, sağlık, su, tarım, ulaştırma, güvenlik, eğitim ve altyapı hizmetleri alanlarında onlarca projenin hayata geçirilmesi söz konusu.

Irak'ın geleceğini üç şey belirleyecek

Irak'ın geleceğini üç alanda izlenecek politikalar belirleyecek. Birincisi güvenlik. Iraklı yetkililer Irak'ta güvenliğin tesis edildiğini söylüyorlar ve bunu başardıkları için kendileriyle gurur duyuyorlar. Irak Başbakanı Maliki ve ekibi yaptıkları işle gurur duymakta haklılar. Zira önceki yıllara göre Irak'ta güvenlik gözle görülür bir şekilde artmış durumda. Fakat Irak'ın siyasi istikrara ve sosyal barışa tahvil edilecek bir güvenlik ortamında yaşadığını söylemek için henüz erken. Bağdat'ta resmi heyetle gezerken Irak'ın durumu hakkında da bir fikir ediniyorsunuz. Her tarafta bariyerler, teller, kontrol noktaları, betonlar, ayrılmış yollar, "dur yoksa vurulursun" uyarıları, Iraklı ve yabancı askerler...
Irak'ın geleceği ikinci olarak siyasi istikrara ve büyük bir sosyal barışa bağlı. Iraklılar 16 Ocak 2010'da seçime gidecekler ve Irak'ın gerçek siyasi kimliği bu seçimlerde belli olacak. Şu ana kadar yapılan seçim ve referandumların tamamı Amerikan işgalinin ve terörün ağır baskısı altında yapılmıştı. Bu seçim umarız Irak'ı çok derinden bölen etnik-sekter siyaset sorununu minimize etmelerine vesile olur.
Son olarak Irak'ın geleceği, ekonomik olarak yeniden inşa edilmesine bağlı. Şu anda Irak'ta elektrik, su, sağlık ve ulaşım gibi temel hizmetlerde ciddi aksamalar var. Irak'ın tekrar normal bir ülke haline gelmesi için yüz milyarlarca dolarlık yatırımların yapılması gerekiyor. Türkiye bu süreçte de aktif bir rol oynayacak.

Ortadoğu vizyonumuz

Suriye ve Irak ile yaşanan bu hızlı değişim süreci, bölgenin çehresini değiştirecek. "Biz Türkiye olarak 21'inci yüzyılda nasıl bir Ortadoğu görmek istiyoruz?" sorusunun cevabını bu girişimlerde aramamız gerekiyor. Türkiye'nin bu soruya verdiği net bir cevap var mı?
Bazıları hâlâ bu sorunun cevabının ancak Batı başkentlerinden geleceğine inanıyor. O yüzden kendi yaşadığı coğrafyaya kendi gözüyle bakamıyor. Açıkçası Türk intelijensiyasının böyle bir hazırlığı da yok. Bir de korkular var. "Bu işler başımıza iş açacak" diye samimi bir şekilde endişe duyanlar var. O yüzden Türkiye'nin bölgedeki hamlelerine kuşkuyla, endişeyle bakıyorlar.
Bizim anlamakta zorlandığımız şey şu: Avrupa'da, Balkanlar'da, Güney Amerika'da duvarlar yıkıldığında bu, "çağın gerçeklerini doğru okumak", "ileri görüşlü olmak", "barışı inşa etmek" olarak alkışlanıyor. Türkiye, etrafına zorla örülmüş duvarları yıkmaya başladığında bu, "eksen kayması", "üçüncü dünyacılık", "Ortadoğu'da yeni eksen oluşturma", vs. olarak yargılanıyor.
Amerika Rusya ile ilişkilerini düzeltmek için adım attığında bu, dünya barışına önemli bir katkı olarak görülüyor. Türkiye aynısını yaptığında "NATO üyesi Türkiye, ittifakın ilkeleriyle çelişiyor" deniyor. Başka ülkelerin AB üyelik süreci iyi kötü normal seyrinde ilerliyor. Türkiye'ye ise adeta hiçbir zaman tam üye olamayacağı konusunda mesajlar veriliyor, Kıbrıs konusunda haksız taleplerde bulunuluyor. Türkiye buna itiraz ediyor ve AB ülkelerini kendi ilkeleriyle tutarlı davranmaya davet ediyor. Bunun üzerine birileri, "Hükümet AB hedefinden vazgeçti, zaten AB'ye araçsal bakıyorlardı..." diyor.
Türkiye etrafındaki muhayyel duvarları eninde sonunda yıkacaktır. 21'inci yüzyılda oyun kurucu olmak isteyen bir Türkiye, Soğuk Savaş'tan kalma reflekslerle bir bölge ve dünya siyaseti izleyemez.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN