NAZLI ILICAK

50 yıllık dert

Abdullah Gül'ün onayladığı kanunun askeri vesayeti kaldıracağı yolunda bir beklenti var. Bin yıllık derde derman olacak bir düzenleme mi söz konusu? "Bin yıllık" diyoruz ama lâfın gelişi. Aslında, bu vesayet, gerçek anlamda, 1960'da başladı. Aradan 50 yıl geçti; fakat asker, siyasette söz sahibi olma eğiliminden bir türlü vazgeçmedi. 28 Şubat'tan başlayarak, günümüze kadar gerçekleşen müdahaleler, andıçlar, lahikalar, gazetelere her vesileyle yansıyor. Ben, 60'lı yıllarda yapılanlara dönmek isterim. 1961'de seçime gidildi; o sıralarda oluşan, Silâhlı Kuvvetler Birliği cuntası, seçimin sonuçlarını tanımamayı kararlaştırdı. Seçimler yapılır yapılmaz, asker yönetime el koyacak ve "iktidar gerçek temsilcilerine" (!) teslim edilecekti. Bu cunta, 27 Mayıs'ta kurulan Milli Birlik Komitesi'nin üzerindeydi ve çok daha güçlüydü.
1961'de, Meclis, cumhurbaşkanı seçecekti. Cemal Gürsel'in yanı sıra Prof. Ali Fuat Başgil de aday olmuştu. Ama cuntacılardan birkaç kişi, Başgil'i çağırıp, baskı yapmak suretiyle adaylıktan vazgeçmesini sağladılar; Gürsel tek aday olarak cumhurbaşkanı seçildi. Ayrıca, Yeni Türkiye Partisi ile Adalet Partisi'nin milletvekili sayısı bir arada, CHP ile koalisyon yapmadan iktidar olmaya yetiyordu. Ama bütün parti genel başkanlarının davet edildiği Çankaya'da, İnönü'nün başbakan olması formülü benimsetildi. Böylece, çiçeği burnundaki 1961 Anayasası'nın ırzına geçildi; ama Silâhlı Kuvvetler Birliği cuntasının iktidara el koyması bu şekilde engellenerek demokrasimiz kurtuldu!
Sivil siyaset, işte asker karşısında bu kadar acz içindeydi. Bugün çok büyük bir mesafe kat edilmiştir. Özellikle 2002'den sonra, Tayyip Erdoğan ve AK Parti sayesinde, müdahalede sonuç almanın eskisi kadar kolay olmadığı görülmüştür.
BİZE ULAŞIN