Küba'ya hangi düşüncelerle gittiğimi, orada nelerle karşılaştığımı yazdım. Orada iç içe yaşadığım hayatın bende çok olumlu duygular uyandırmadığını belirttim. Karşımda çok büyük ekonomik ve toplumsal kısıtlamaları olan, politik bakımdan demokratik denemeyecek, tam tersine otoriterdespotik bir yönetim duruyordu. İnternetin yasak olduğu bir düzende daha fazla özgürlük aramak herhalde kolay değil. Hele 21. yüzyılın başında böyle bir görüntüyle karşılaşmak Che 'nin adı etrafında dönen devrimci romantizmi de gene Che'den kaynaklanan popüler imajı da çok sorunlu bir hale getiriyor.
Bütün bunlara bakarak ve özellikle de bu durumun 'müsebbibi' gibi görünen Sovyetler Birliği 'ndeki çok sağlıksız, hastalıklı sistemi ve çöküşünü göz önünde bulundurup sosyalizmin "asla mümkün olmayan" bir rejim niteliği taşıdığını mı söylemeliyim? Böyle bir sav öne sürülmeli mi, sürülebilir mi?
Yanıtımın "hayır" olduğunu önden belirteyim.

Geçmişi deneyim yapmak
Bana kalırsa bir 20. yüzyıl modernleşme projesi olan sosyalizm geçtiğimiz dönemde ne teorisine ne de o teori tarafından öngörülen pratiğine uygun bir yapıya kavuşabildi. Yanlış sosyalizmlere ve sosyalizm uygulamalarına insanlığın maruz kaldığı bir gerçek. Sosyalizm öngörülenden çok farklı koşullarda ortaya çıkmıştı. Sovyetler Birliği'nde sosyalizm bir işçi sınıfın hamlesi değildi. Entelektüellerle bürokrasinin ittifakına dayanıyordu devrim ve kısa sürede kendini ayakta tutacak sınıfın ve koşulların yaratılmasına odaklandı. Bu da onu tepeden tırnağa bürokratik bir rejime dönüştürdü: totaliter ve parti "nomenklatura"sının başını çektiği sakat bir rejim.
Küba'da ise devrim bir askeri yöntemle iş başına gelmişti. Bugüne kadar yapılan hiçbir tahlilde Küba devriminin çıkarlara dayanan kendi özel sınıfını yarattığını okumadık. Ayrıca 10 milyondan fazla nüfusa sahip bir ülkenin sağlık, emeklilik ve eğitim sorununu her düzeyde çözmesi öyle yabana atılacak bir şey değil. Ama o rejimin de 50 yılda bürokratikleştiği ve giderek bir totaliter rejime dönüştüğü açık ve ortada.

Gelecek sosyalizm
Bütün bunlara bakarak "Sosyalizmin bundan sonrası için ne söylenebilir" sorusunun yanıtını vereyim: sosyalizm öncelikle bir ahlaki meseledir . Bu anlayış en öz tanımını "özgürlük-eşitlik-kardeşlik" sloganında bulur. Emperyalizmin, sömürünün ortadan kalktığı, hakkaniyetin egemen olduğu bir rejim tasavvurudur. Bugüne kadar yeterince vurgulanmayan husus bu rejimin en az diğer ilkeleri kadar önemli, belki onlardan da önemli, ilkesinin özgürlük olduğudur. Burada "rejimin tehlikede olduğu" türünden endişeler özgürlükten taviz verilmesini gerektirmez.
İkincisi ve daha önemlisi şudur: Jacques Derrida " gelecek demokrasi" (democracy-to-come) kavramını öne sürmüş ve en iyi demokrasinin daima tasavvur edilen, gelecekte sahip olacağımız bir demokrasi olduğunu söylemişti. Bunu sosyalizme uygulayabilir ve en iyi sosyalizmin "gelecek/teki sosyalizm" olduğunu söyleyebiliriz. Demokrasinin buradaki önemi açık bir rejime sahip olması ve kendisini eleştirenlere de gene demokratik hakları vermesidir. Sosyalizm ise en iyi yönetimin mevcut yönetim olduğu yanılsamasıyla kendini çıkmaza sapladı.
Bütün bunlardan sonra sonuç galiba şu: kapitalizmin yıkıcı yaratıcılığı sonunda onu ekonomik bakımdan çok daha üretici ve etkin kılıyor. Bugün gelinen noktada tek başına kapitalizmle değil ama onun verimlilik sağlayan özelliklerini yeniden yorumlayarak kapsayan bir sosyalizm Küba'yı bir "laboratuvar" olarak kullanmak suretiyle kendini yeniden üretebilir. Bugünkü teknolojinin olanakları ve anlamı bu dönüşümde ve yeni bir sosyalizm kurgusunda ayrı bir rol oynayacaktır ve oynamalıdır. Sosyalizm ideali insanlığın erteleyemeyeceği bir beklentisidir. Küba'dan karamsarlıkla değil asıl sosyalizmin henüz doğmadığını fakat çok daha yaşanabilir bir rejim olarak mutlaka doğacağını görerek onun iyimserliğiyle döndüm.
Ateşin Tanrılardan çalındığı gün de asıl o gün olacaktır!
BİZE ULAŞIN