TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Muhalefet mi, seçenek mi?..

DP ve DSP kongrelerinden sonra eski bir terane yenilendi ve ortaya yeni "seçenek"lerin çıktığı söylendi. İlginç olanı herkesin seçenekten söz ederken muhalefetten söz açmaması. Bu bir tesadüf değil. Çünkü muhalefet ve seçenek birbirinden farklı şeylerdir. Her muhalefet seçenek oluşturur ama her seçenek muhalefet içermez. Ne demek istediğimi, bu ihtiyacın ne anlama geldiğini tanımlayarak açayım.

Perişan iki parti
Birincisi bugünkü iktidara muhalif olan iki parti CHP ve MHP muhalefet ihtiyacını karşılayamıyor. Bu doğru. Objektif olarak bakıldığında CHP'nin dünyanın bugünkü dönemine ve haline uygun bir muhalefet sergilediğini söylemek olanaksız. Statükoyla haddinden fazla özdeşleşmiş, içe dönük bir parti CHP. İktidar hangi soruna hangi çözümü üretse sadece ona karşı çıkmakla yetiniyor. Bu olabilir. O zaman CHP'nin o sorunla ilgili kendi seçeneğini geliştirmesi, toplumda ön alması gerekir. İşte onu yapmıyor CHP.
MHP ise çok sorunlu bir parti. Ne kadar dönüşürse dönüşsün hem geçmişinden getirdiği bir yükü var sırtında, hem de siyasetinin belkemiği olan kabuller bugünkü gerçeklikle uyuşmuyor. Tümüyle tepkiye dayalı bir tabana yaslanıyor. O kesimin hoşuna gidecek milliyetçi bir söylemle yetiniyor. Zaten MHP neyiyle muhalefet edecek, neyiyle seçenek oluşturacak?

Ne arıyoruz biz aslında?
Bu geometri Türkiye'deki siyasete yetmiyor. Ama bu sadece bir kabul. Daha ziyade de entelektüel bir değerlendirme. Yoksa siyasetin dinamikleri pekala işliyor. Seçimler yapılıyor ve şu söylediğim partiler parlamentoyu da siyasal yapıyı da biçimlendirecek şekilde oy ve güç kazanıyor. O zaman bu yetmezlik iddiası nedir?
Türkiye'deki ana sorun aranan şeyin seçenek mi yoksa muhalefet mi olduğunu bilememekten kaynaklanıyor.
Böyle bakarsanız Türkiye kendisine muhalefet arayan bir ülke değil. Muhalefet siyasal olarak son derecede zor, çetin ve karmaşık bir kavram. Sistemle uzlaşık olmamayı, onu kökünden değiştirmeyi öngörür. Bunun mutlaka anarko-militan bir tercih olması gerekmez. Ama belli bir radikalizm içermeyen muhalefet olmaz.
Türkiye şu çok meşhur ve maalesef kendimize has demokratik hayatımız boyunca böyle bir muhalefetle karşılaşmadı. Siyasal partiler pek az böyle bir anlayışla kuruldu. Partilerin Türkiye'de genel tercihi sistemle uzlaşmaktır. Bu o kadar böyledir ki, genelgeçer yapıya karşı çıkmış olan DPAP hatta ANAP gibi partiler bile son tahlilde sistemle bütünleşme eğilimi içinde olmuştur. Bu, siyasal yapının asker-bürokrat yapısıyla bütünleşme anlayış ve arayışıdır.

Toplum ve siyaset farkı
Oysa halkın muhalefete ne kadar yatkın olduğu 1950-65-73-83-2002 seçimlerinde görülebilir. Bu Türk siyasal yapısının en önemli özelliğidir ve bu gerçeği anlamayan bizatihi siyaset kurumunun kendisidir. Üstelik bu tercihin apaçık bir sınıfsal boyutu da vardır. Dönüşmek, modernleşmek isteyen sınıflar sistem dışı olmak konusundaki ısrarlarından hiç vazgeçmemiştir. Asker-bürokrat yapının kendilerini değil çıkar çevrelerini desteklediğini varsaymıştır.
Dolayısıyla biz sadece (o da ılımlı) bir seçenek arıyoruz. Muhalefetse Türk siyasetine, uzak, yabancı ve korkutucu gelen bir kavram. Üstelik bugün laf olsun kabilinden ve alışkanlıkla "muhalefet yok" diyenler halkın/toplumun bugünkü sınıfsalpolitik tercihinden memnun olmayan ve gene o statükoyla özdeşleşmiş olan çevrelerdir.
İşin aslı, muhalefet derken bugünkü muhalif gidişi durdurmak isteyen bir kesimdir bu. Onların asıl aradığı seçenektir. O da statükonun kabul sınırları içinde kalmaktan öteye gidemez.
BİZE ULAŞIN