TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

YÖK ve yanlışta ısrar etmemek

Bana kalırsa bütün o şatafatlı açıklamalara rağmen YÖK bir bardak suda fırtına kopartıyor. 10 yıldır uygulanan, başarısı öğrencilerinin uluslararası başarısıyla ve iç piyasadaki gücüyle kanıtlanmış bir sistem şimdi ters yüz edilmek isteniyor. Bir öğretim üyesi olmakla, ilk gününden beri her aşamasında yer almakla, çok emek vermekle övündüğüm Sabancı Üniversitesi'nin şu sıralar başına gelenlerden söz ediyorum.
Sorun şu: Sabancı Üniversitesi Türkiye'deki diğer üniversitelerden farklı bir yöntem izliyor. Başta YÖK'e yazarak onayını aldığımız bu sisteme göre öğrenciler diğer okullarda olduğu gibi bölümlere girmiyor. Bir kere SÜ'de bölüm yok. Bölüm günümüzün üniversiter eğitim teknolojisine aykırı. Bir bölüm ona ait disiplinin kendisini dışarıya kapaması demek. Oysa bugünün bilim ve eğitim anlayışı bilimlerin ve disiplinlerin birbiriyle kesişmesini, etkileşmesini gerektiriyor. O bakımdan bizde "programlar" var; öğrencilerin son kertede tercih edip mezun oldukları programlar.
SÜ bu anlayışla kuruldu. Fakat daha fazlasını da yaptı. Mademki, bölüm bugünkü anlayışa kapalıdır o takdirde öğrenciler programlara da değil fakültelere alınsın dendi. Sonra ilk yıl, övünmek gibi olmasın ama ilk koordinatörü olduğum, Temel Geliştirme Programı'na devam etsinler. Farklı liselerden gelmiş öğrenciler burada üniversite eğitimine temel olacak konularda eşitlensinler istendi.
Bu yapıldıktan sonra öğrenciler ilk üç yarı yılı ortak okuyor. Üçüncü yarıyılın sonunda devam etmek istediği programı seçiyor. Bu program başlangıçta tercih ettiği fakültede de olabilir, diğer fakültelerde de. Elbette bir programı tercih etmek için asgari bazı kuralları yerine getirmesi gerekiyor. Ondan sonra çalışıp mezun oluyor.

Programın sayısız faydası...

Bu programın ne yararı mı var? Her şeyden önce kendisini, yeteneklerini, kapasitesini tanımadan gelmiş öğrenci farklı alanları gördükten ve tattıktan sonra kararını gerek onları gerekse kendisini tanıyarak karar veriyor. Şunu söyleyeyim: burası üniversite, burada bilimsel çalışma yapılır. Bilimsel çalışmanın sınırı olmaz. Niyeti, iradesi ve koşulları olur. Bilim dünyasında hiçbir şey taş üstüne kayıtlı değildir. Bir alanda bulunduktan sonra onun kendisine uygun olmadığını gören insan bazı süre kayıplarını göze alır, yeniden programını değiştirir. Örnek bu satırların yazarı: benim lisansım mühendislik, mastırım, ekonomi, doktoram siyaset bilim alanındadır. Üstelik ben bunların hepsini bilinçli olarak, bilerek isteyerek çalışmışımdır.

YÖK'ün itirazları
Şimdi YÖK bu koşula, bu yapıya itiraz ediyor. Neden? Bu eşitsizlikmiş. Niye eşitsizlik olsun? Bu durum SÜ öğrencilerini ayrıcalıklı hale getiriyorsa YÖK, SÜ'yü diğerlerinin düzeyine indirgemesin, aynı koşulları diğer üniversitelere tatbik etsin. Kaldı ki, YÖK Başkanı bu uygulamayı çağdaş ve doğru bulduğunu ifade etti. O halde bütün öğrenciler çok daha iyi bir sistemde eşitlenir.
İkinci itiraz şu: öğrenciler farklı puan sistemlerine sahip bir fakülteye girdikten sonra başka puan sistemine bağlı bir diğer programa geçiyor. Benim bildiğim kadarıyla Türkiye'de puanlara dair bir ayrım hiçbir mevzuatta kayıtlı değil. Üstelik öyle bile olsa ne fark eder? Öğrenciler girdikleri programları başarıyla tamamlıyor. Kanıt mı? Öğrencilerimizin yüzde 93'ü ilk yıl diledikleri işlere giriyor. Mezunların yüzde 17'si dünyanın en iyi üniversitelerinde burslu olarak doktora programlarına kabul ediliyor.
Biz bu sistemi kendimiz icat etmedik. Dünyada en önde gelen üniversitelerde uygulanıyor bu yöntem. Türkiye'de öğrencilerin bu sistemde eğitilmeye hakları var. Tekörnek, cendereye alınmış bir bilim ve eğitim anlayışının kimseye yararı yok. Bunu YÖK de en az bizim kadar bilir.
Ben kişisel olarak YÖK'ün bu ısrarından vazgeçeceğine ve SÜ'yü başarıyla devam eden, öncü bir eğitim kurumu olmak yolunda destekleyeceğine inanıyorum.
BİZE ULAŞIN