HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Obama'yı solcu yapmak

Amerika'nın trenlerine binip yollar boyunca giderken insan bu ülkenin ne kadar büyük, görkemli, etkileyici olduğunu sadece peyzaja bakarak değil, inşa edilmiş binalara, elektrik santrallerini, fabrikaları, sanayi yapılarını görerek de anlayabilir. Gelmişler, akıl almaz büyüklükte bir toprağın üstüne, dünyanın başka bir yerindekilerle mukayese edilemeyecek büyüklükte yapılar kondurmuşlar. İtiraf edeyim ki, yıllar yılı, neredeyse her seferinde yeni baştan, onların övündüğü bu yapılarla ben de heyecanlandım.
Ne vakit ki, Obama iş başına gelip 'eskimiş 20. yüzyıl Amerikası'ndan söz açtı ondan sonra ben de ansızın bu altyapının ne kadar eski, kullanılmış, hatta dökülmekte olduğunu şaşarak fark ettim. 19. Yüzyıl sonu 20. Yüzyıl başında inşa edilmiş Amerika'nın eskiliği daha havaalanına indiğinizde çarpıyor gözünüze. Uzun süre bu düşüncemi başka bir 'Amerikan tarzı hayat' inanışıyla geriye ittim. Bu toplum bir işlev toplumudur, insanlar ne giyim kuşamlarının temizlik dışında herhangi bir özelliğine dikkat eder ne de yapıların şıklığına. İşi görüyorsa tamamdır, gerisi laftır. Hatta Amerikan Protestan püritenizmi şıklık adına para harcamayı neredeyse günah ve ayıp sayar. Gerçi New York'taki veya başka bir 'iş mahallesi'ndeki binalar bu söylediğime uymuyordu ama onları da özel durumlar sayıyordum.
Sonradan Obama meseleyi getirip 'yeşil Amerika' ve '21. Yüzyılın Amerikası' düşüncesine dayayınca benim de avuntu bahanelerim ortadan kalktı. Mevcut Amerika gerçekten eskimişti ve yenilenmesi gerekiyordu. Çevreye uyum, enerji kaynaklarının dikkatli ve muhafazakar kullanımı, rüzgar ve güneş enerjisinden yararlanma, düşük maliyetli harcamalar gibi unsurlarla birlikte ele alınca bu Amerika'nın artık çoktan devre dışına çıktığını anlamak için ayrıca dahi olmaya gerek yoktu.
İyi de Amerika şimdi Obama'nın işaret ettiği bu çok önemli gerçeğin gereğini yerine getirecek mi?
Obama'nın ortaya böyle bir fikir atması tesadüf değil. İlk siyah başkan bu politika önerisiyle açıkça o ülkenin son otuz yıldır ihmal ettiği Keynezyen ekonomiye dönmeyi, iş alanlarını genişletmeyi, harcamaları artırmayı ve ekonomiye yeni bir canlılık getirmeyi de amaçlıyordu. Başkan'ın iş başına geldikten sonra bütün gücünü sosyal güvenlik politikalarına vermesi ise belli ki toplumla yeni bir sözleşme ihtiyacından doğuyordu. Milyonlarca insan açıkça bir o kadar insan da gizli bir biçimde sosyal güvenlik korumasından mahrumdur ve bu konuda bıçak kemiğe dayanmıştı. Kısacası Obama Amerika'ya yeni bir sol politika öneriyordu.
Gelin görün ki, daha evvelce de dediğim gibi, onca çabalamasına karşın Obama henüz Roosevelt gibi büyük bir hamle yapmış, mesela 100 gün programı hazırlayıp uygulamaya başlamış değil
. Gerçi yemin töreni konuşması ayrı bir kitap olarak basılıp kitapçılarda satılacak kadar önemseniyor, 'evet, başarabiliriz' lafı, tişörtlerde, posterlerde, afişlerde, her yerde göze çarpıyor ama Amerikalıların beklentisi git gide zayıflıyor. En azından gene Obama, kendisinden beklendiği gibi ve gene Roosevelt dönemindeki gibi Amerikalıların 'realignment' dediği bizim 'yeniden yapılandırma' şeklinde Türkçeleştirebileceğimiz türden yeni koalisyonlar, yeni oluşumlar da başlatmış değil. Obama hala bir umut. Yeterli etkileyicilikte bir şey yapmayınca da bütün umutlar gibi sönmeye yüz tutmuş.
Beni bunun ötesindeki 'neden' sorusu ilgilendiriyor. Açıkça iki nedeni var bu durumun. Birincisi Obama'nın bir 'devrimci' olmadığını bu köşede çok yazdım. Siyah ama beyaz, solcu ama sağla işbirliği yapan, değişiklikten söz eden ama sistemi korumayı önemseyen, Müslüman adı taşıyan ama Hıristiyan bir politikacı. Oysa Amerika'nın içinden geçtiği dönem ve koşullar çok daha radikal olmayı gerektiriyordu. Öyle Clinton'larla eski Savunma Bakanı'yla işbirliği yapmayı değil.
İkincisi, bu durum kendiliğinden doğmadı. Otuz yıldır Amerika'yı idare eden neo-liberal politika yanlıları ekonomik mekanizmayı, neo-con'lar da siyasal mekanizmayı daha baştan kuşattılar ve çok muhtemeldir ki, siyah başkan da seçimi ancak onlarla işbirliği yaptıktan sonra kazandı. Amerikan 'derin devleti'ni galiba başka türlü ikna etmesi gayrı kabildi. Şimdi dünya politikasına da bu minval üzere yön veriyor.
Kıssadan hisse: Dünyanın sola ihtiyacının olduğu ayan beyan ortada ama sol gibi sola, solumsu, solgun, soluk sola değil. Amerika ve Obama bunun kanıtı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.