HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Kürtlerle demokrasi yapmak

Bırakalım şimdi Reşadiye olaylarını "derin PKK"nın yapmış olabileceği düşüncesini bir yana; bırakalım şimdi Emine Ayna'nın o olaydan hemen sonra çok apolitik bir biçimde ortaya çıkıp "açılım bitmiştir" demesini bir yana; bırakalım şimdi Öcalan'ın İmralı'dan sürdürdüğü siyasete bağlı olarak çocukların sokaklara fırlayıp sağa sola taş yağdırmasını bir yana, "DTP'nin kapatılması iyi olmuştur" denebilir mi?
Belki bütün bu olaylara sadece 1000 yıllık kardeşlik gibi içi boş sloganlarla yaklaşanlar öyle bir duyguyu ve düşünceyi aklından geçirebilir. Ama olayları, dünya siyasetinin gelişimini yakından izliyorsanız ve özellikle de demokrasinin bugünkü dünyada Türkiye gibi bir toplumda ne ifade ettiğini iyi gözlemliyorsanız DTP'nin kapatılması, her şey bir yana, sadece Kürtlerin yıllar sonra kazandığı, bulduğu, sahip olduğu temsil imkânını yitirmeleri nedeniyle yanlıştır, eksiktir ve iç acıtıcıdır.
Kabul ediyorum, etmemek mümkün mü, DTP oluşumları iyi yönetememiştir. Her kafadan bir ses çıkan, temel politikası zaman zaman çok belirsizleşen bir parti görüntüsü vermiştir. İçinde yaşanılan toplumun temel hassasiyetlerinin unutulduğu, diyalog aranan bir dönemde monologların öne fırladığı bir siyasal örgüt niteliği taşımıştır. Ama bütün bunlara rağmen DTP çok önemli bir olanaktı. Gelin görün ki, aylarca, yıllarca randevu verilmeyerek, varlığı hiçe sayılarak, tahkir edilerek yaklaşılan bu partinin önemi şimdi "Meclis'ten çekileceğiz" dediği an idrak edilmiş, partinin kapatılması herkesin içinde büyük bir boşluk doğurmuş, sine-i millete dönme kararı paniğe yol açmıştır. Şimdi taşlar yerine oturuyor.
O zaman sorunun iki boyutlu olduğunu kavramanın zamanı gelmiştir.
Bir, Kürtler içinde yaşadıkları toplumda farklarıyla, farklılıklarıyla, gerektiğinde ayrıksılıklarıyla (ayrımcılıklarıyla değil) yer almak istiyorlar. Bunu hazırlayan sayısız neden var ve bu gerçeği artık ortadan kaldırmak, geriye işletmek olanaksız. Kabul ediyorum, Türkiye, politik yapısı ve sosyal bünyesi itibariyle hâlâ bu tür talepleri kabul etmekte zorlanmaktadır ama ne yapalım ki, siyaset böyle bir şeydir. Ya önünde gidersiniz ya arkasında kalırsınız. Ya siyaset sizi biçimlendirir ya da siz siyaseti yoğurursunuz. İkincisi, galiba daha önemlisi bu, Kürtlerin böyle bir taleple ortaya çıktığı ve bunun o topluluğun ortak iradesi haline geldiği bir dönemde, olan demokrasiyle olması gereken demokrasi arasındaki farkı ortadan kaldırmanız gerekir. Şu yukarıda değindiğim siyasetin biçimlendirdiği irade ve yöntemle irade ve yöntemin biçimlendirdiği siyasetin kesişme çizgisi, kat yeri budur.
Türkiye'de tek yönlü, içine kapalı, sadece biçim şartlarına vurgu yapılan, bazen onun bile ihmal edildiği bir demokrasi anlayışı var. O anlayış bizi artık bir yere taşımıyor. Devlet yapısının demokratik talep ve iradeden daha önemli sayıldığı bir yapının değişmesinden daha doğal ve zorunlu ne olabilir?
Bu gerçek Anayasa Mahkemesi'nin kararında belirgindir. Mahkeme kararını geçerli koşulların içinde oluşturmuştur. Koşulların ileriye doğru genişlemesi yönünde değil. Oysa öbür türlü bir karar Türkiye'de yeni bir demokrasi bilincinin gelişmesine ne kadar yardım edecek ve katkı sağlayacaktı. Mahkeme bir kez daha topluma karşı, demokrasiye karşı devlet demiştir. Ama o bile yararlı; çünkü bize eldeki yetersiz, içe dönük demokrasiyle mi devam edeceğiz, ona yeni bir kapsam ve içerik mi kazandıracağız, sorusunu sordurtuyor.
Kürt siyaseti Türkiye'nin demokratikleşmeyle olan sınavının can alıcı sorusudur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.