OKAN MÜDERRİSOĞLU OKAN MÜDERRİSOĞLU

Taze yaşamların kart krizi

Geçtiğimiz hafta Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir, yönetim kurulu üyeleri ile birlikte Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü ziyaret etti. İş dünyasının temsilcileri, devlet kurumları arasındaki çatışma görüntüsünden, siyasetteki üslup sorunundan duyduğu rahatsızlığı ifade etti. En çarpıcı vurgu, Ankara'dan toplumun farklı katmanlarına yayılan siyasi gerilimin, ekonomi ile ilgili öncelikleri unutturması oldu. Bir süredir benzer yakınmalar, değişik mahfillerde de dile getiriliyor, çoğu soluğu Çankaya'da alıyor. Cumhurbaşkanı'nın, resmi programına yansımayan görüşmelerinin önemi de resmi programlarının önüne geçebiliyor. Gül, anayasal kurumların eşgüdüm içinde çalışmasını gözetmekle yükümlü.
Bu nedenle kamuoyuna açık olan- olmayan bir dizi temasta bulunuyor. Ziyaretçilerine, tartışma ortamını dikkatle ve yakından izlediğini, gerektiğinde devreye girdiğini söylüyor. Ama bir ricada bulunmayı da ihmal etmiyor. "Demokratik açılımın içselleştirilmesi ve uygun zeminlerde bu tarihi fırsatın anlatılması."

***

Krizin etkilerinin hala hissedildiği bugünlerde ekonominin nabzının teklediği ana iki damar ise "KOBİ'ler ve kredi kartı borçlusu vatandaşlar."
Küçük orta ölçekli işletmeler, uzun süredir kaynak sıkıntısı içinde. Son bir yıldır hazine kağıdı portföyünü artırıp kar eden büyük bankalar, kayıtlı çalışma kültüründen gelmeyen, aile şirketi konumundaki KOBİ'lerin dilinden yeterince anlamıyor. Kredi genişlemesi, riskli dönemlerde anında durduruluyor.
Bu süre zarfında fonlamayı Halk ve Vakıfbank'ın başını çektiği kamu tarafı üstleniyor. Ama kısmi çabalar yeterli olmuyor. TOBB'un bizzat yönetimine girdiği Kredi Garanti Fonu da şaşalı tanıtıma rağmen henüz beklenen fonksiyonu yerine getirmiş değil. Garip bir bürokrasidir gidiyor. Bazen TOBB da o çarkların içinde eriyor. "Dereye su gelene kadar kurbağanın gözü patlayacak" uyarıları, yeni yeni karşılık buluyor. Neticede, küçük sermaye ile çalışan, birkaç kişiden birkaç yüz kişiye kadar iş veren firmalar açısından bahaneler anlam taşımıyor. "TOBB şöyle bakıyormuş, Hazine bunu istiyormuş, Bankalar Birliği şunu diyormuş..." Bunların hiçbirinin önemi yok. İşletme sermayesi arayan firma sahipleri haklı olarak sonuca odaklanıyor. Kredi garanti sisteminin 2010'a sarkması yüzünden kaç firmanın batacağı, zaten tehlikeli sınıra vuran işsizliğe kaç yeni kişinin ekleneceği, unvan ve makam sahibi birçok kişiyi -ister kamuda olsun isterse özel sektörde- vebal altında bırakıyor.

***

Kredi kartları ise korkutucu seyirde ilerliyor. Kronik kart batakçıları dün olduğu gibi günümüzde de varlığını sürdürüyor. Ancak, yeniden yapılandırılan borçların sağladığı soluklanmaya rağmen milyonlarca karttan, "taze krizler doğuyor."
Küresel bunalımın miladı kabul edilen Eylül 2008'de takibe intikal eden kredi kartı stoku 2 milyar lira iken bu tutar Ekim 2009'da 4.3 milyar lira
. Son bir yılda sektörde takibe intikal oranındaki artış ortalama yüzde 140'ın üstünde.
Geçen sene 1.3 milyon adet olan takipteki kart sayısı artık 2.3 milyon. 2009'daki görkemli karlar sayesinde bankalar, kart alacaklarını kolaylıkla takibe atıp, karşılık ayırarak mali açıdan sorunu çözdüğünü düşünüyor. Ancak sosyal yara olduğu gibi duruyor.
Lakin burada Hükümet'e kesilecek fatura sınırlı. Kart Yasası'nı çıkaran, ard arda af etkili yapılandırma yasalarına kapı açan siyasi iradenin varlığını herkes biliyor. Buna karşın küresel krizin ilk aylarındaki yanlış ve eksik teşhisler yüzünden, ekonomik küçülmenin derinleştiğini, mevcut işsizlere iş piyasasına giren yenilerinin eklendiğini de herkes kabul ediyor. Hal böyle olunca, iş kayıplarıyla da örtüşen kartla yaşam mücadelesi giderek sürdürülemez boyuta erişiyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.