OKAN MÜDERRİSOĞLU OKAN MÜDERRİSOĞLU

Milli ordu... Genetik kod değişimi... Zafer!

Fırat Kalkanı (Ağustos 2016) ve Zeytin Dalı Harekâtı (Ocak 2018) Türkiye'nin yönetsel bağımsızlığı açısından tarihi değer taşıyor. Bu tespitin gerekçelerini izah etmeye çalışayım... 15 Temmuz 2016'daki hain darbe girişiminden sonra Türk Silahlı Kuvvetleri'nde başlatılan yeniden yapılanma süreci hayati önemde idi.
Darbeciler tarafından malul edilen ordunun, yerli ve milli karakteri ile küllerinden doğması, Türkiye kamuoyunu moral değerler açısından kendine getirirken dış kamuoyunda da şaşırtıcı izler bıraktı.
Zeytin Dalı Harekâtı ise geleneksel olarak NATO formatlı bir ordunun, sözde değil özde milletin ordusu kimliğini tescil etti. Zeytin Dalı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın "insani, askeri, siyasi, dış politik ve ekonomik riskleri" yöneterek sergilediği kararlılık sayesinde uzatıldı.
Harekât, aynı zamanda Silahlı Kuvvetler'in, Milli İstihbarat'ın, medyanın ve kamu diplomasisinin özlenen uyumu sayesinde zafere ulaştı.

***
Yıllardır, resmi sınırların savunmasına ve iç güvenliğe odaklanan, genetik kodlarından ivmelenerek sivil siyasete müdahaleye kadar uzanan TSK zihni yazılımı, yeni dönemin şartlarına göre değişime uğruyor.
Her şeyden önce, milli güvenlik doktrini, tehdit algılamasının yerini ve kaynağını yeniden tanımlamayı gerektirmekte.
Ülke güvenliğinin, tehdidi kaynağında bertaraf etme anlayışına göre şekillendirilmesi tek kelime ile bir devrim. TSK'nın ve diğer milli güç unsurlarının sınırlarımızın ötesinde, çerçevesi kısıtlı sıcak takip operasyonlarını kat be kat aşan harekât kabiliyetine kavuşması başlı başına bir mucize. Üstelik terörden arındırılan bölgelerde, yerel halkla birlikte hayatın düzene konulması, asayiş ve huzurun temini, idari teşkilatın kurulması, şehircilik altyapısının yenilenmesi, eğitimden sağlığa kadar en geniş yelpazede hizmet ağının oluşturulması ise dünyaya örnek olacak nitelikte.
***
Bugün Türkiye'nin, bizzat Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın ağzından "Başladığımız işi yarım bırakmayacağız!" diyebilmesi, Ayn El Arap'tan Tel Abyad'a, Menbiç'ten Sincar'a kadar tüm güney sınırlarımız boyunca terörle mücadelenin süreceğini ilan edebilmesi Türk milletine duyulan güvenin eseri olduğu kadar milli orduya duyulan güvenin de eseri.
Silah ve mühimmatı ile dışa bağımlı, ABD'den veya NATO'dan gelecek örtülü mesajlarla sindirilen bir ordu, asla ve asla bugünkü gurur verici başarılara imza atamazdı.
Kuşkusuz, hâlâ müttefik tanımı içinde duran ama ciddi güven açığı yaşanan -ABD başta olmak üzere- ülkelerle ilişkilerin kopmaması lazım. Ancak, yanlış yapan ve terör örgütlerini bu coğrafyayı dizayn etmek üzere aparata dönüştüren her türlü güce, Türkiye'nin kapasitesinin gösterilmesi de kaçınılmaz bir gereklilik.
***
Yarından itibaren ekstra hassasiyet arz edecek alanlara gelince...
1- TSK'daki reform çalışmaları sulandırılmamalı, -ince ayarlar hariç- geriye gidişi çağrıştıracak taleplere mesafeli durulmalı.
2- Ordunun motivasyonu üst düzeyde tutulmalı, mücadelenin bir harekâtla sınırlanmadığı ve uzun soluklu olacağı her fırsatta anlatılmalı.
3- Yerli savunma sanayisine yeni yetenekler kazandıracak teşviklerde seçici davranılmalı, hedef odaklı projelere ek kaynak aktarılmalı.
4- Ekonomideki güven ve istikrarın bilhassa dış şoklara karşı direnci takviye edilmeli, koordinasyon noktasına daha fazla ağırlık verilmeli.
5- Büyük mücadelelerin, büyük liderlik, milli birlik ve dayanışma gerektirdiği güncel tecrübelerle sabit iken Türkiye'nin yönetsel dengelerini bozabilecek, maceracı arayışlara kapılar kapatılmalı!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN