TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
ŞEREF OĞUZ ŞEREF OĞUZ

Teşvikte anlayış farklılaşması

Aslında işi, piyasadaki "görünmez el"e bıraksanız, ortaya çıkan sonuç, hormonlu domatesten farklı olmazdı.
Kâr motivasyonunu ilk ve tek belirleyici hale getirir, otomasyonla istihdam külfetinden, paralı müşteri tercihiyle de gelir dağılım adaletinden kurtulurdunuz.
Ama söz konusu, 3.5 milyonu kayıtlı 6 milyon işsiz olunca durum değişiyor.
Görünmez el, belki akıllı olabilir ama bir vicdan taşıdığı söylenemez. Gerçi son küresel kriz, görünmez elin akla sahip olduğu kuşkusunu da yarattı.
Görünmez el dediğimiz, serbest piyasanın öteki adı. Ekonomide devletin ağırlığını en aza çekme fikrindekilerin gizli kahramanı..
Hani kimin sırtını sıvazlayacağı veya kimin suratına yumruk vuracağı belli olmayan enerji.
Mevcut sistem, her ne kadar küresel krizde bizleri nispeten "iyi durumda" tutmuş olsa da müşterisizlik, göçen ihracat, duran piyasa ve gerileyen büyüme ile "böyle gitmeyeceği" izlenimi içindeydi.
Sisteme müdahale, "görünmez el"in aklını aşacak noktaya taşınmış ve birkaç büyük eylem bekleniyordu.
Bu eylemlerden bazılarını, krize karşı açılan tedbir paketleriyle görmüştük. Krizin başladığı Eylül ayında bu tedbirleri konuşmayı "akıl edemedik" ve Kasım'da alınması gereken "Keynesyen" tedbirleri ancak Mart'ta alabildik.
Bir işe yaradılar ama bekleneni vermediler. Nitekim TOBB'un başlattığı "kriz varsa çözüm de var" kampanyası, benzer serinin "seyreltilmiş ilaç" mahiyetinde devamı oldu. Dün Başbakan'ın açıkladığı "Teşvik ve İstihdam Paketi"ni dinlerken, doğru kararları alma yolunda ne kadar çok yanlış yapmamız gerektiği gerçeğini bir kez daha gördüm. Çoğu "iyi fikir" bazıları ise "geç bile kalındı" mahiyetindeki kararları zaten SABAH Ekonomi'de bütün detayları ile okuyorsunuz.
Teşvik, sisteme müdahalenin en etkin yolu.. Eğer ülkede "sosyal barış korunsun ve bölgesel kalkınmışlık farkları olmasın" diyorsanız, zayıf olanı teşvik edersiniz.
Ancak tek kriteriniz, "yöre ve mekân" olursa, bu amacınız gerçekleşmeyebilir. Nitekim 150 yıldan bu yana benzer yöresel kalkınma teşviklerinin kalkındırmadığına tanık olduk.
Şimdiki teşvik paketinde, anlayışın bir kademe daha ileriye taşındığı kesin.
Kesin olmayan, teşvik bölgelerini belirlerken, her bölgenin kendi sosyo-ekonomik şartları yanı sıra kendi gelişim kabiliyetleri üzerine kurulup kurulmadığıdır.
Mekâna değil, projeye ve ürüne yönelik teşvik anlayışına doğru bir adım daha yaklaşırken dikkatimize takılan 4 temel olgu; bölgesel gelişmişlik farklarını azaltmak, rekabet gücünü artıracak, teknoloji ve Ar-Ge içeriği yüksek büyük ölçekli yatırımlara destek olmak, sektörel kümelenmeyi desteklemek ve ekonomik ölçek kavramını öne çıkarmak.
Gelişmişlik düzeyi, teşvik için sosyal politikaları belirlemede önemli olabilir. Fakat küresel arenada ön plana çıkma potansiyeli olan ve belirli bir gelişmişliğe erişmiş bölge, sektör ve firmalarımızı teşvik etmemiz gerekmez mi?
Daha düne kadar "dört tarafı teşviklerle çevrili Gaziantep'in" şimdi "0 teşvikten 3 teşvike çıkarılması", belki de bu anlamda iyi bir yöntem olabilir.
Tam 5 yıl önce gündeme gelen "istihdama dayalı büyüme" odağındaki 3 yıllık orta vadeli kalkınma yaklaşımı, belki de bu teşvik paketiyle uygulama imkânı bulacak.
Kümelenme odaklı kalkınma ve kabiliyet odaklı teşvik sistemine giderek yaklaşan Türkiye'de bu paketin önünde iki temel engel var. Birincisi, bu teşviklerin sürdürülebilirliği ve ikincisi de kaynak temini. Hesaplar, Aralık ayından bu yana krize karşı geliştirilen tedbirlerin toplam maliyetinin 54 milyar lirayı bulduğunu gösteriyor. Şimdiki teşvikler ile toplam faturanın 60 milyar lirayı aşacağı söylenebilir.
Dün Başbakan, TOBB'un "kriz varsa çare de var" kampanyasına destek verdiğini söylüyordu. Acaba TOBB'un da 1 milyon 300 bin kayıtlı firmada, zaten daha önce verdiği "fazladan 1 istihdam" sözünü tutması gerekmez mi?
Hele ki ilave istihdama böylesi teşvikler verilmişken...
BİZE ULAŞIN