MAHMUT ÖVÜR MAHMUT ÖVÜR

DTP gerçeği görmüyor

Geçen ayın son haftasında Sabah'ın Pazar ekinde Sonat Bahar ilginç bir söyleşiye imza attı.
1999'da Türkiye'ye ilk gelen PKK'lı Seydi Fırat, 10 yılını cezaevinde geçiren DEP milletvekili Hatip Dicle ve onların cezaevine girdiği yıllarda devletin istihbarat örgütünde görevli MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş'i bir araya getirerek "demokratik açılım" sürecini konuştu.
Hepsi de umutlu konuşuyordu.
Hatta Cevat Öneş şöyle diyordu:
"Şartlar yaratılırsa üç ayda silahlar bırakılır..."
22 Kasım tarihli o söyleşinin üzerinden çok değil tamı tamına 16 gün geçti. Şimdi geldiğimiz noktaya bakın.
İzmir ve Bayramiç'te milliyetçi, ulusalcı öfkenin neler yapabileceğinin işaretini gördük.
Ardından İmralı'da Öcalan'ın yaşadığı oda meselesi iyi yönetilemedi ve bu gerekçe gösterilerek sokaklar ateşe verildi. Hatta bir genç öldürüldü.
Bu kaos ortamının üstüne bir de DTP'nin kapatılıp kapatılmayacağı meselesi eklendi.
Baksanıza Ahmet Türk, "Sine-i millete dönme"den, Emine Ayna, "taban dağa çıkmamızı istiyor" gibi şeylerden söz ediyor.
Konu bugün Anayasa Mahkemesi'nin gündeminde ve karara bağlanacak.
Gördüğünüz gibi hava kısa sürede değişti ve daha da değişebilir.
Peki, bu negatif değişim kimin işine yarıyor?
Türkiye toplumunun işine yaramadığı çok açık ama benim asıl merak ettiğim nokta "ne oldu da?" buraya geldik.
Farklı kesimlerle konuştum. Kimse bu soruya net bir cevap veremiyor. Herkes biraz şaşkın ve olup bitenleri uzaktan izlemekle yetiniyor.
Bazı siyasiler, derinlerde bir şeyler döndüğünden, bazıları da Öcalan'ın pazarlık dışı kalmaya tahammül etmediğinden söz ediyor.
Oysa toplum olarak karşımızda 86 yıldır çözülmeyen ve çözümü karmaşık bir Kürt sorunu var.
Gerçekten barış isteyenlerin daha sabırlı olması gereken bir dönemden geçiyoruz.
Bu noktada başta DTP olmak üzere Kürt siyasetinin olup bitenlere daha sağduyu ile bakması gerekiyor.
Ama ne yazık ki bakılmıyor.
Öcalan'ın Kürtler açısından farklı bir yeri olduğu biliniyor. Ama şu da biliniyor ki; bu ülkede hâlâ Ergenekon türü yapılanmalar var ve onlar bu ülkeye barışın gelmemesi için ellerinden gelen her şeyi yapıyor.
İzmir ve Bayramiç olayları olunca seviniyorlar. Kürtlerin yaşadığı şehirlerde olaylar çıktıkça seviniyorlar.
Ve en önemlisi "demokratik açılım" sürecinin sekteye uğramasına seviniyorlar.
Bu gerçeği Öcalan ve DTP görmüyor mu?
Türkiye'nin değiştiği, geçmişiyle yüzleşmeye hazırlandığı görülmüyor mu?
Daha dün "darbe" girişimi nedeniyle üç komutan "zanlı" olarak yargı önüne çıktı.
Kafes Planı çerçevesinde sorgulamalar sürüyor.
Bunlar sürerken ne yazık ki sokaklar da alev alev yanıyor.
Hem demokrasi isteyeceksin hem de demokratikleşmeyi dinamitleyeceksin.
Bu işte bir gariplik yok mu?
Aslında bu tür garipliklerin olacağı bekleniyordu. Bunu da en çarpıcı biçimde Eski DEP Milletvekili Hatip Dicle dile getirmişti:
"Eğer hep birlikte bir çözüm bulamazsak, bugüne kadar gerçekleşmeyen bir tehlikenin, Türk-Kürt kitlesel çatışmasının eşiğine gelme durumu var. Ben bu noktada objektif anlamda devletin bir çözüm iradesinin oluştuğunu görüyorum. Kolay olmayacak, sancılı olacak, zaman zaman zikzaklı olacak, belki molalar verilecek ama bu sürecin ilerleyeceğine tam inancım var."
İşte bu inanç varken, birdenbire ortalığın karışması herkesin kafasını da karıştırdı. Ve herkes şu sorunun cevabını arar oldu: Acaba demokratik açılım süreci bitti mi?
Aslında sorunun cevabını Hatip Dicle veriyor ama ben yine de öğretim üyesi bir arkadaşımın söylediklerini buraya aktarmak istiyorum:
"Acılı, ağrılı bir dönemi iyileştirmek için zehir içiyoruz. Ama o zehir içimizdeki yaraları iyileştirip kurtları öldürüyor. Ağır bir şurup, belki bazı iç organlarımıza da zarar verecek ama kanseri kurutacak. Büyük yarayı kurutacak. Biz bu yarayı kurutmadan büyüyemeyiz."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.