TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
REFİK ERDURAN

Armutlu fantezi

Akıllar karışık. Çünkü açık konuşulmuyor. Onun da nedeni sözcüklerden korkulması.
Örneğin, "darbe" lafından.
Akıllı, namuslu, yürekli kadim dostlarım arasında bir zamanlar kendileriyle dünyaya ve ülkeye Leninist yaklaşımı paylaşmış olduğum aydınlar var. O yönde tutumları benimkinden daha "tartışmaya kapalı" ve coşkuluydu.
Bugün kendilerine darbeci diyen çıktıkça dehşete kapılıyorlar:
"Kim? Ben mi! Daha neler!"
İyi de, Lenin darbeci değil miydi? Seçim kazanarak mı gelmişti iktidara?

***

Bugün yanıtını kafamızda öncelikle netleştirmemiz gereken soru şudur:
"Türkiye İran olabilir mi?"
Yani "Türkiye'yi İran yapmak isteyen var mı, yapmak için ne dolap çeviriyor, nasıl yapacak" türünden niyet bilmeceleri değil.
Herhangi bir güç, istese de, YAPABİLİR Mİ?
Açık söyleyeyim:
Buna kafamda evet dediğim gün ben darbeci olurum.
Çünkü üç yıl geçmeden yakanızı Evren'den kurtarıyorsunuz da, Humeyni'den otuz yılda kurtaramıyorsunuz.

***

Peki, niçin güveniyorum Türkiye'de şeriatçılığın egemen olamayacağına? Yorumcularımızdan bir bölümünün dincilik adını verdiği rotalar oyların aslan payını getirmiyor mu?
Politikacı hedeflerinin şeriatçılık olup olmadığı gibi tartışmaları bir yana bırakalım da güç dengelerini düşünelim.
Diyalektik diye bir kavram var. Kabaca, temeldeki anlamı her etkinin tepkiye yol açacağı, çelişkiden bir sentez doğacağı, onun da bir tepki ve yeni bir sentez yaratacağı, gelişmelerin öyle sürüp gideceği.
Mustafa Kemal adında bir dâhi bizim toprağımızın Batı'nın gaspından kurtarılmasına öncülük edip devlet kurdu. Aynı Batı'nın hayranı olduğu "medeniyet" düzeyine ulaştırmak amacıyla toplumu çok hızlı bir değişim koşusuna kaldırdı. Halka "Şöyle giyineceksin, şöyle yazacaksın, şöyle yaşayacaksın", hatta "Şöyle düşüneceksin" diye uygarlık komutları verdi. Tempoya uyum sağlamak için tam diktatörlük değilse de yarı-baskıcı bir yönetim mekanizması oluşturdu.
Halk onu çok sevdi, saydı. Ama o mekanizmaya (hele ölümünden sonra aldığı biçime) tepki gelişti ülkede. Siyasal gelgitler yaşandı. "Laiklik elden gitti" telaşındaki aydınları ürküten seçim sonuçları o tepki dalgalarının son örnekleridir.
Ancak, Mustafa Kemal birikimi de yerli yerinde duruyor, Herhangi bir iktidar Türkiye'de şeriat düzeni kurmaya kalkarsa, doğacak tepkilerle kısa sürede tarihe karışır.
Darbeye marbeye hacet kalmadan.

***

İnanmıyor musunuz? Gelin bir fantastik senaryo yazalım.
Genelkurmay Başkanı'mızdan tutun da, Anayasa Mahkemesi üyelerine, Bedrettin Dalan'dan İlhan Selçuk kardeşime kadar en ateşli laiklik savunucuları bir odada toplanmış, konuşuyorlar. Humeyni'nin ruhu kızmış, binanın altını oyuyor.
Klavyemden yel alsın, tavan çökünce içeridekilerin başlarına tuğlalar düşüyor. Hepsi anında Humeyni'ci kesilip ülkeye tam şeriat getirmek için kolları sıvıyorlar.
Yapabilirler mi? O gün zinayla suçlanan bir kadını Taksim Meydanı'nda ahaliye taşlatarak öldürtebilirler mi? Öyle bir emir verirlerse, kaç kişi dinler? Türkan Saylan'ın cenazesine katılanların elleri armut mu toplar?
BİZE ULAŞIN