REFİK ERDURAN

Sabah bekleyişi

Hani, gülünsün diye anlatırlar. Karısının başka bir erkekle kapandığı odanın penceresini gözetleyen adam perde çekilince "Tuh!" demiş. "Perde kapanmasaydı gerçeği öğrenecektim!"
Toplumumuz çok konuda öyle bir bakar körlük içinde. Hâlâ sorulmakta: "Derin devlet gerçek mi?"
O vampir sırtımızda. Isırıklarının kurumuş kanları yüzümüzde gözümüzde. Saldırılarının artığı binlerce ceset yerlerde yatıyor çepeçevre. Ve biz var mı, yok mu, anlamak için komisyon raporu bekliyoruz.
Uğur Mumcu cinayeti yirminci yılını doldurmak üzere. Eşi "Kim öldürdü?" konulu kitap çıkardı bu ay. Suçluyu bulmakla görevlendirilen savcı ona "Devlet yapmıştır, siyasi iktidar isterse çözer" demiş.
Tek cümle özetliyor felaketi. Devlet görevlisinin gözünde o sıradaki devlet cani; günün hükümeti de onun uzantısı değil, hasmı. Çünkü polis konumunda. Ama, kaytarıcı polis... Çaktırmadan suça ortak gibi... Aslında ortak çok. Darbeci diye sürüyle sanık kodese atılsa da Ergenekon Anonim Şirketi hissedarlarının en kodamanları duruyor yerli yerinde. Bürokrasi tahttan indi mi? Postmodern namussuzluk finansörü faiz lobicilerinin tuzu mu ıslandı? Medya kenelerinin saltanatı sürmüyor mu?
Özal açılan ateşten kıl payı kurtulmuş, sonraki tertiplerden kurtulamamış. Naaşının İstanbul incelemesinde envaiçeşit zehir bulunuyor. Yetmedi denilip Ankara'da bir daha bakılıyor; orada da bulunuyor. Kalkılıp Demirel'e gidiliyor, bir zehirlenme olduğuna inanıp inanmadığını sormaya.
İdareciliği, postmodern rezaletlere hınk deyiciliği, 17 yaşında delikanlı asma hünerleriyle yıllar boyunca Türkiye'yi zehirleyen hazret öyle şeylere inanmadığını söylüyor.
Rahatlayalım, daha da yumalım gözlerimizi.

***

Güldal Mumcu'nun anlattıkları akıl almaz bir fiyaskolar zinciri. Onur abidesi sayılan bir gazeteci bombayla havaya uçurulunca herkes, ama herkes bir ağızdan "Alçaklar en kısa zamanda hesap vermelidir, vereceklerdir" demiş. Sonra herkes, ama herkes fos çıkmış birer birer.
Kaytarma ve çuvallamalar yalnız resmî kesimde değil. Yakın çevreye, en candan dostlara, hatta aile içlerine kadar uzanıyor.
Üst üste geldi, ertesi gün bir kitap daha okudum. Hıfzı Topuz "Elbet Sabah Olacaktır" başlıklı derlemede Tevfik Fikret'in hayatını bütün ayrıntılarıyla anlatıyor.
Aynı hikâye. Ömrünün ilk yarısını istibdatla didişerek geçiren dürüstlük şarkıcısı şair ikinci yarıda güvendiği dağların topuna kar yağdığını göre göre kahrolmuş, sonunda içine kapanmış.
***

Bunları okurken benim de tuhaf bir tepkim oldu. Sıkıldım.
Evet, bunaldım namusun umutsuzca savunulmasını izlemekten. Ve düşündüm:
Metal yorgunluğu vardır. Çelik bile zorlana zorlana kendi içinde eskir. Acaba vicdan yorgunluğu diye bir şey de var mı? Toplumumuz o durumdaysa... Tuh...
Hangi silkinmeyle ruhsal enerji tazeleyeceğiz? Ne zaman sabah olacak?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN