TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
ERDAL ŞAFAK ERDAL ŞAFAK

Çokluk ve çoğulculuk

SABAH'TAN MEKTUP

Bir ülkenin "Halkın halk için halk tarafından yönetilmesi" diye tanımlanan demokratik rejime sahip olup olmadığını belirlemek için epey kriter bulunuyor:
Yasama, yürütme ve yargı erklerinin ayrılması. Yargının bağımsızlığının sağlanması.
İktidarın yanı sıra muhalefetin de olması. (Çünkü iktidar tüm rejimlerde, muhalefet ise yalnızca demokrasilerde var.)
Birden çok siyasi partinin bulunması.
Yönetimin seçimle el değiştirebilmesi.
İktidarın gizli oy açık ayırım ilkesinin titizlikle uygulandığı serbest seçimlerle belirlenmesi.
Ama tüm bu kriterlerin yanı sıra, en az onlar kadar önemli bir koşul daha gerekiyor: Özgür, çoğulcu ve çok sesli basın. Daha doğrusu medya. (Çünkü "Basın" sözcüğü her geçen gün yeni mecraların eklendiği "İletişim" kavramının içini doldurmakta artık yetersiz kalıyor.)

Türkiye medya zengini
Bu son kritere göre Türkiye'yi dünyanın en demokratik ülkeleri arasında sayabiliriz.
Öyle ya; bir bölümü ulusal, birçoğu yerel yüzlerce gazeteye, yine her alanda, her konuda yayın yapan yüzlerce dergiye sahibiz. Yerel, bölgesel ve ulusal TV kanallarının haddi hesabı yok. Ayrıca tematik (Haber, spor, belgesel, finans, tarih, moda, eğlence, gezi/turizm, vb) kanallar da cabası. Radyo kanallarımız da öyle. Bunlara çığ gibi büyüyen internet medyasını, blogları, mail'leri, SMS'leri ve mobil telefonun getirdiği diğer medyatik imkânları ekleyin...
Peki, bu kadar "Çok" gazete, dergi, TV ve radyo, internet sitesi, blog ve diğer medya kanalının olması, "Çoğulculuk" anlamına da geliyor mu?
Fransa'daki Gazeteci Eğitim Merkezi Müdürü Christophe Deloire, geçenlerde okuduğum bir yazısında bu soruya "Hayır" yanıtını veriyor ve ekliyor: "Örneğin 10 televizyon kanalı bir konuda aynı kişinin bilgisine başvurur ve aynı haberi yayınlarsa, 10 kanala sahip olmanın ne yararı olabilir? O nedenle çokluk mutlaka çoğulculuk anlamına gelmiyor."
"Tek kaynağa bağımlılığın sakıncaları" nın vurgulandığı bu görüşe büyük ölçüde katılıyorum. Türkiye'den örnek vereyim: Bir an için Anadolu Ajansı'nın yayınını durdurduğunu varsayın. Ülkemizdeki gazetelerin yüzde 70-75'i kapıya kilit vurur, kalanlar da sayfa sayılarını epeyce budamak zorunda kalır. Aynı şekilde, birçok TV kanalı haber fakiri durumuna düşer, ajans ve gazete haberleriyle idare eden sayısız internet sitesi de "Paydos" eder.

SABAH'ın farkı burada
"
Tek kaynağa bağımlılık"tan kurtulmanın, yani çokluğu çoğulculuğa dönüştürmenin yolu özel haberlere ağırlık vermekten geçer. Bir de her çeşit görüşün özgürce ifade edilebildiği köşe yazarları yelpazesine sahip olmaktan.
Çok mutluyum; çünkü SABAH bu iki imkânın ikisine de sahip. Zengin ve deneyimli muhabir ekibi ile güçlü yazar kadrosu sayesinde.
Özel haberlerimizle yarattığımız farkı görüyorsunuz. (Bana gönderdiğiniz e-mail'lerle bunu keyifle ve övgüyle vurguluyorsunuz.)
İlgiyle, hatta tutkuyla okuyup izlediğiniz hepsi de birbirinden değerli ve önemli yazarlarımızı anlatmaya ise hiç gerek yok.
Ama yine de bir sürprizimizi çıtlatayım: Bu zengin ve çoğulcu kadromuza önümüzdeki günlerde bazısıyla yeni tanışacağınız, bazısına ise yeniden kavuşacağınız yazarlar katılacak. Birazcık sabır.
Sağlıklı ve mutlu bir hafta dileğiyle...
BİZE ULAŞIN