TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
ERDAL ŞAFAK ERDAL ŞAFAK

Kitle ikna silahı

"Müslümanlar ile ABD arasında karşılıklı saygı ve ortak çıkara dayanan yeni bir başlangıç çağrısı yapmak için buraya geldim. İslam dünyası ile ABD arasındaki kuşku ve ihtilaf çemberi artık kırılmalı."
ABD Başkanı Barack Obama, 1908 yılında kurulan 200 bin öğrencinin okuduğu, mezunları arasında Necip Mahfuz, Yasser Arafat ve El Kaide'nin iki numarası Eyman El Zevahiri gibi küresel etki gücüne sahip isimlerin bulunduğu Kahire Üniversitesi'ndeki konuşmasına bu cümlelerle başladı.
Çağrısı, Bush yönetiminin İslam dünyasına bakışındaki "Haçlı zihniyeti" nin tarihin çöp sepetine atıldığı anlamına geliyor.
Obama gerçi İsrailliler'in ve ABD'deki Musevi cemaatinin kaygıyla, başta Filistinliler olmak üzere Arap halklarının umutlu, dünyanın ise merakla beklediği konuşmada, tahminlerin aksine Filistin-İsrail barışı için somut bir plan açıklamadı. Sadece İsrail'i yeni yerleşimlerin inşasını durdurması için uyarmakla, Filistinliler'e de "Var olma ve kendi devletinizi kurma hedeflerinizi destekliyorum" güvencesi vermekle yetindi.
Ama başta terör olmak üzere bu coğrafyadaki tüm dertlerin kaynağı olan Filistin sorununa neşter vurmak ve başkanlığı döneminde nihai çözüme kavuşturarak sayıları pek de fazla olmayan ölümsüzler arasına katılmak iddiası taşıdığı biliniyor. Bu amacına ulaşmak için tüm yumuşak gücünü ve kararlılığını kullanacağı da.

Ortadoğu'da ezber bozmak

Aslında barış planı da en azından ana hatlarıyla aşağı-yukarı belli.
Beyaz Saray, merhum Suudi Arabistan Kralı Fahd ile Ürdün Kralı Abdullah'ın önerilerinin karışımı bir plan üstünde çalışıyor. Ancak iki tarafa da acı ilaç içirecek bir dizi değişiklikle. İki tarafı da kırmızı çizgilerini aşmaya zorlayacak önemli ödünlerle.
Örneğin, Filistin devleti askersizleştirilecek, hava sahasının denetimine sahip olmayacak. En önemlisi de, 1948'de Filistin'den sürülmüş ya da ayrılmak zorunda kalmış mültecilerin anahtarını hâlâ kutsal bir emanet gibi sakladıkları evlerine dönüş hakkı olmayacak. İsrail ise Doğu Kudüs'ün Filistin'in başkenti olmasını kabul edecek, Filistin topraklarındaki tüm yerleşimleri yıkacak ve 1967 savaşı öncesindeki sınırlara çekilecek.
Bu karşılıklı tavizler sayesinde de barış ve güvenlik içinde yan yana yaşayabilecek iki devlet doğacak, Arap Birliği'nin tüm üyeleri İsrail'i tanıyacak.
Diplomatik çevreler Obama'nın "Mantıklı barış" diye tanımladığı temele dayanan planın adını koydular bile: "Barış ültimatomu!"
Obama, Barack'tan çok Hüseyin adının ön plana çıktığı bu gezisinde Ortadoğu barış planını açmadı (Not: Yaz ortasında, daha doğrusu gelecek ayın sonuna doğru masaya getirilmesi bekleniyor), çünkü "Yapay takvimlerin tutsağı olmayacağım" diyor. Yani, seleflerinin hatalarından ders çıkardığını ima ediyor. (Not: Örneğin Bush 2007 sonunda barış müzakerelerini yeniden canlandırmak için kolları sıvamış ve görev süresinin dolacağı 2009 başına kadar Filistin sorununu "mutlaka" çözeceğini iddia etmişti. En küçük ilerleme bile sağlayamadı.)
Evet, olası barış planını Oval Ofis'teki çekmecesinde bıraktı ama İran'la nükleer krize de uzun uzun değinerek iki süreci birlikte götüreceği mesajını verdi. Doğru bir politika. Çünkü, Bush yönetiminden farklı olarak Obama ve kurmayları Filistin ve İran sorunları arasında çok sıkı bir ilişki bulunduğu görüşünden yola çıkıyor: Filistin-İsrail veya Arap-İsrail sorununun çözülememesi İran'ın ekmeğine yağ sürdü. Hamas ve Hizbullah bu çözümsüzlükten doğdular, bu çözümsüzlükten beslendiler ve sadece Filistin değil, İran sorununda da önemli aktörler konumuna geldiler.
Obama'nın "Diyalog" sözcüğüne hoş bir tanımı var: "Kitle ikna silahı". 22 ülkede 22 bin kişiyle yapılan ve sonuçları Kahire konuşmasından hemen önce açıklanan ankete göre, ABD'ye olumlu bakanların oranı Bush dönemine göre neredeyse ikiye katlandı. Anlamı:
Obama "Kitle ikna silahı"nı hedeflerine yöneltmekte çok usta...
BİZE ULAŞIN